20.yy erken yıllarının şaşalı ve romantik İngiliz aristokrasi hikayelerini sevenler için kendi döneminin en çok satanlarından olmuş şahane bir roman. O yıllarda farklı ülkelerde filmlere de uyarlanmış.
Mekanlara, kostümlere, karakterlere dair ince tasvirler bir dönem resmini keyifle uzun uzun izlemek gibi. Farklı sınıfların ilişkileri ön planda olmamakla birlikte, satır aralarında hoş bir nüktedanlıkla verilmiş.
Kitabın erkek karakteri Garth Dalmain her bakımdan türünün en üstün özelliklerini taşıyan bir erkek olarak sunuluyor. Fiziksel kusursuzluğu Allah vergisi. Kişilik özellikleri ve maneviyat açısından ona atfedilen kusurlar, eksiklikler ya da uçarılıkların ise ne kadar yanıltıcı olduğu hikâye ilerledikçe tekrar tekrar ispatlanıyor. Bu yanılgılı yargılara hikâyenin her anlamda gerçek kusurlu kişisi olan Jane Champion’ın sözlerinden ya da düşüncelerinden varıyoruz.
Burada Jane’in fiziksel kusurlarının onun kendi iddiası olduğu parantezini açmalıyım. Ki, okuyucu onun sayısız kendi kendini tariflerinde -dönemin güzellik beklentilerini göz önünde bulundursa dahi- aslında onun kapıldığı kadar bir albeni yoksunluğu hissetmiyor. Karakteri ise ilk andan son ana kadar hep çok güçlü resmediliyor.
Oysa dış görünümünün yetersizliğine -yer yer de fazlalıklarına- öylesine inanmış ki, kendini toplum içinde de bu algıyı destekleyecek şekilde, -onu tanımlayan unsurların dobralığı, şaşmaz güvenilirliği ve tabii anaçlığı olarak- konumlandıran da aslında kendisi. Güçlü ve sağlam olarak sunulan bu karakter aşırı kibrinden dolayı fark bile edemediği kendi komplekslerinin esiri aslında.
O yüce hassasiyetiyle insanların kusurlarının eleştirilmesinden çok rahatsız olduğunu okuduğumuz kadar kendi bakış açısının son derece köşeli eleştiriselliğini de okuyoruz bir bakıma. Mütevazılık kisvesi altında üstünlük taslamadığı tek sahne yok gibi. Etrafındakilerin ondan çekinmesine şaşmak zor.
Güzelliğe tutkun olanın Garth olduğu anlatılsa da güzelliğe tapan da her şeyin en ideal, en iyisinden başka türlüsünü kabullenemeyen de, bütüne bakıldığında aslında son derece bencil olan da açıkça Jane.
İnsanı, doğayı ya da maneviyatı olduğu gibi kabul edebilen, kusurları değil, bütünündeki güzellikleri keşfetmeyi beceren, kendini olduğu gibi ortaya koymaktan çekinmeyen kişi ise Garth. Ortada bir eğlence varsa en çok eğlenen ve eğlendiren, bir yarışmaysa rakibini ve izleyiciyi canlı tutacak hırsa sahip olan, görevse zorlanmadan mükemmel yerine getiren, bir zorluğun içine düştüğünde üstesinden gelme gücüne sahip, capcanlı ve her yönüyle gerçek, her anında doğal bir genç adam. Başkalarının yargılarından hiç etkilenmeden, ne yapmak istediğini, neden yapmak istediğini, nasıl yapacağını kimsenin gözüne sokmayı aklına bile getirmediği bir özgüvenle yapan biri.
Değişmesi mümkün olmayan zorluklara rağmen yaşama tutunmaktan vazgeçmeyen bir Garth ile hayattaki en büyük idealine tam da onun (farkında bile olmadığı bencilliğiyle) isteyeceği mükemmellikte kavuşan bir Jane finali.