Edebiyatın bu aracı olma halini çok çok seviyorum. Yazarlar, eserleri vasıtasıyla yaşanılanları ustalıkla gözler önüne serdiklerinde, bize de bak, demek bunlar da yaşanmış diyerek geçmişe farklı bir pencereden bakmak kalıyor. İlk defa gurbette yaşayan bir Türk’ün hikayesine tanıklık ettiğimi de bu noktada eklemezsem olmaz. Oldukça gerçek ve dokunaklı bu romanı da çok severek ve hayli de etkilenerek bitirdim. Öziri’nin tam merkezine aldığı Arda’nın kalemi adeta içime içime işledi.
Kitapta, hastane odasında tedavi görmekte olan bir oğlun, seneler önce ailesini bir sabah terk etmiş babasına yazdığı “Bak sen aslında bunları kaçırdın. Bunlara da sebebiyet verdin.” imalarını işlerken, arka planda bir yandan Necati Öziri nelere ışık tutuyor nelere.
Almanya’da 18 yaşına kadar kimliksiz bir var oluşa rağmen Türkiye’ye gittiğinde ise “Almancı” olan Arda’nın arada kalmışlığına…Almanya’daki ırkçılığa…
Orada yaşayan Türklerin birbirlerine kol kanat gererek bir olmaya çalışma hallerine…
Gurbetteki var olma çabasının arasında çoğu ailede günden güne kopan bağların yarattığı felaketlere…
Şöyle bir genele bakarsak aslında kitap boyunca, 240 sayfaya sade ve kusursuz bir kalem ile işlenmiş; o zamanın Almanyası’nda gurbetçi olan sakinlerin birer birer dağılıp gitmesini okuyoruz. Arda bütün bu olanları babasına anlatırken kimi zaman yaşanılanları özlemle anıyor kimi zaman da nefretle geçmişini kusuyor.
Başarılı çok başarılı bir roman. Gurbette olan veya gurbetçilik yaşamış kişilere daha farklı bir noktadan dokunacağı kesin olan bir roman.
Bitirmeden @birkutukitapcom a bu kitabı da dahil edip bizi Necati Öziri ile tanıştıran herkese ayrıca teşekkürler ile.