Spoiler içermektedir!
Direkt konuya dalarak başlamak istiyorum. Son derece garipti, buradaki garipliğin büyük bir kısmını iyi anlamda kullanıyorum. Juliette'i genel olarak anlamak zordu. Okudukça psikolojisinde kayboluyordum. Doğal mı desem, yoksa anlaşılır mı bilemedim. Ama kesinlikle sevmedim diyemem. Bu ikilemin oluşması aslında karakterin kendi içinde bölündüğü parçaları gösteriyor, çünkü akıl hastanesinde neredeyse bir yıl kalmış ve hayatı boyu hep kendinden nefret ederek yaşamış biri tam olarak şu şekil garip duygular uyandırmalı okurda. Warner'e sebepsiz yere güvenmemesi yine biraz mantıksız ama, kim bilir aklında neler dönüyorda o adamdan uzak duruyor diye düşünüyorsun bir taraftan da.
Yazım dili de bunun bir diğer örneği. Tam olarak o baş karaktere uygun, garip, ilk başlarda satırlara kaşlarınızı çatarak bakmanıza sebep oluyordu. Alışınca güzel bir dili olduğunu farkediyorsun, akıcı ve etkileyiciydi. Genelde akıcı kitapların yazım dili basit olur ama Bana Dokunma beni bu konuda oldukça tatmin etmiş durumda.
Olay örgüsü hakkında pek bir yorum yapamayacağım, çünkü daha giriş kitabındayız. Ama merak uyandırıcı bir yere doğru sürükleniyoruz. Juliette'nin kendini kabullenişi görüyoruz. Bunun hakkında esas yorumumu, serinin sonunda yapabilirim gibime geliyor.
Diğer karakterleri pek sevdim diyemem. Adam ve Kenji hiç de geçmedi bana. Kenji bayağı eğlenceli yan karakter rolünde, ki bu klişeyi bu kadar abartılı biçimde okumayı sevmem. Juliette dışında, bir tek Warner'in tutkusunu beğendim diyebilirim o kadar. Diğer hiç kimseyi beğenmedim, ama fikrim serinin devamında, elbette, değişebilir.
Son olarak, Juliette ve Adam'ın kaçışı fazla kolay oldu sanki. Warner'in tesisini abarttıkları kadar bir güvenlik sistemiyle karşılaşmadık. Epey bir sade yazılmıştı.
Dediğim gibi, bu bir giriş kitabı. Net bir düşünceye sahip değilim henüz. Ortamanın biraz üstüydü. Yazım dili hoştu. Şimdilik sadece bunları söyleyebilirim.
Okuduğunuz için teşekkürler<3
Bana DokunmaTahereh Mafi · DEX Yayınları · 20242,296 okunma