Ahmed Günbay Yıldız’ı ilk kez bu kitapla tanıdım ve itiraf etmeliyim ki, daha ilk sayfalardan sıkılmadan okuduğum, akıcı diliyle beni içine çeken bir hikâye oldu. Aslında tanışmamız bile kapak sayesinde… Kitabı elime aldığım anda kapağın verdiği his beni kendine çekmişti; içini açınca bunun boşuna olmadığını anladım.
Hikâyenin merkezinde aile ilişkileri, aşk, fedakârlık ve insana kendini sorgulatan duygular var. Berceste ile Tunahan’ın çocukluktan başlayan o saf, tertemiz sevgileri beni en çok etkileyen kısımlardandı. Günümüzde kolay kolay rastlayamadığımız kadar doğal, olduğunca sade bir bağlılık… Yazar bu bağı öyle ince bir üslupla işlemiş ki, satır aralarında büyüyen o duyguyu hissetmemek mümkün değil.
Kitapta aile içi çatışmalar da oldukça gerçekçi bir dille verilmiş. Hayatın tam içinden, tanıdık yüzlerin arasından geçip gelen sahneler gibiydi. Ancak bazı bölümlerde farklı bir dine mensup olan Doktor Arsen’in, önce evlenmek istediği bir kıza sonra “bacım, kardeşim” gibi bir söylemle yaklaşması bana biraz kitabın ruhundan uzakmış gibi geldi. Sanki o kısımlar hikâyenin bütünlüğünün dışında kalmıştı. Yine de genel anlatımı bozacak kadar ağır değildi; sadece keşke daha dengeli işlenseydi diye düşündürdü.
Buna rağmen kitabın finali beni tatmin etti. Hatta uzun zamandır hissetmediğim o “Türk filmi tadı”nı veren bir sonla kapandı hikâye. Hem duyguyu bıraktı içimde, hem de tamamlanmışlık hissini.
Kısacası, “Anılar da Yakılır” benim için beklediğimden daha sıcak, daha duygulu ve daha hayatın içinden bir hikâyeydi. Yazarla ilk tanışmam olmasına rağmen, kaleminin samimiyetini hissettim ve iyi ki okumuşum dedim.
Anılar da YakılırAhmed Günbay Yıldız