Puan vermedi·104 syf.····Okunma: 14 Aralık 2025 23:13 Kitapta beni yakalayan şey, sevginin parlak bir duygu olarak değil, yorucu bir sadakat olarak gösterilmesiydi. Baba oğlunu çok seviyor, evet ama bu sevgi her zaman güzel hissettirmiyor. Bazen öfke, bazen suçluluk, bazen kaçma isteğiyle yan yana duruyor. Bir yerde “Baba olmak bazen sadece kalmaktır” der gibi duruyor metin. Kimse bunu yüksek sesle söylemez; o söylüyor “Nereye gidiyoruz?” sorusu aslında yol sormak değil. Daha çok, hayata tutulmuş bir yakarış. Baba, oğlunun dünyasına giremiyor; dünya da oğluna pek yer açmıyor. Arada sıkışmış bir adam var. “Gelecek, plan yapabildiğin bir şey değil” hissi satır aralarından sızıyor. Okurken şunu fark ettim: Bu kitap umut vermeye çalışmıyor. Ama garip bir şekilde umutlu. Çünkü dürüst.
Yer yer gülümsedim, ama o gülümseme iç rahatlatan cinsten değildi. Daha çok, “Evet… hayat bazen tam olarak böyle saçma ve ağır” dedirten bir tebessüm. Mizah burada bir kaçış değil; hayatta kalma refleksi. Baba bazen oğluna, bazen kendine bakıp gülüyor. Gülmezse dağılacak çünkü.
Kitabı bitirdiğimde içimde net bir cevap yoktu. Ama sanırım mesele de bu. Bazı sorular cevaplanmak için değil, birlikte taşınmak için var. Nereye Gidiyoruz Baba? bana bunu hatırlattı: Her yolun bir haritası yok. Ama yine de yürüyorsun. Yanında biri varsa, özellikle.