Hollanda Evi
"Hayatta birkaç kez fırlatılırsınız ve üzerinde durduğunuz geçmiş arkanızda kalır; üzerine konmak istediğiniz gelecekse henüz yerinde değildir ve bir an için muallakta kalırsınız, hiçbir şey ve hiç kimseyi bilmezsiniz, kendinizi bile."
Danny ve Maeve’in annesi, çocuklar henüz küçükken evi terk eder. Bu gidişin nedenleri tam olarak açıklanmaz; ancak annelerinin yokluğu, iki kardeşin hayatında derin bir boşluk bırakır. Babaları ise maddi olarak güçlü ama duygusal olarak mesafeli bir adamdır. Çocuklarına sevgi sunmak yerine, onları gösterişli ama soğuk Hollanda Evi’nde büyütür. Bu ev, dışarıdan bakıldığında ihtişamlı ve kusursuzdur; fakat içinde sıcaklık ve şefkat eksiktir.
Babalarının ikinci evliliğiyle birlikte üvey anne Andrea eve taşınır. Andrea, Maeve ve Danny’e karşı mesafeli ve zamanla düşmanca bir tutum sergiler. Babalarının ölümünün ardından kardeşler, herhangi bir hak iddia edemeden evden uzaklaştırılır. Bu olay, onların hayatında belirleyici bir kırılma noktası olur. Fiziksel olarak evden çıkmış olsalar da zihinsel olarak oradan hiç ayrılamazlar.
Yıllar boyunca Danny ve Maeve, Hollanda Evi’nin karşısındaki arabada oturup geçmişi konuşur, yaşadıkları haksızlıkları ve kayıpları tekrar tekrar hatırlar. Ta ki bir gün kapıda onu görüp oraya gitmekten vazgeçene kadar...
Geçmiş, aidiyet, sevgi eksikliği ve affetme etrafında şekillenen, sakin ama içinize işleyecek bir kitap Hollanda Evi. Kardeşlik bağlarının oldukça kuvvetli olduğu bu kitapta hatıraların aynı anda hem sığınak hem de büyük bir yük olduğunu ve evle bağlarının fiziksel değil duygusal olduğunu ve onu aşmalarının en büyük sınavları olduğunu görüyoruz.
Kadın onları terk ettiğinde, hepsi bir şekilde ölmüştü ve şimdi, onlarca yıl sonra, onu geri istemiyorlardı.