Doksanların kendine özgü bütün renklerini üzerinde taşıdığı yıllar. Teknolojinin pembe gözlüğü henüz keşfedilmemiş. sanal alemin el uzatmadığı, kirletmediği duru hayatların gölgesindeki yaşamlara yolculuğumuz. Kahramanımız Burak. Felsefe dalında akademisyen. İlk gençlik yıllarında, İstanbul'da Fransız Kültür Merkezi'nde Pauline isimli Fransız bir kızla tanışır. Kısa sürede ondan çok etkilenir. İstanbul’un pek çok semtini birlikte gezer ve arkadaş olurlar. Burakta büyük iz bırakan, belki de onu çarpan, yıllardır aklındaki aşık olacağı kadındır Pauline. Belki de bir kişiyi aramaktan çok, bir duyguyu, bir ihtimali, bir “ben” ihtimalini bulmuş ve içindeki gizi ortaya çıkarnıştır. Sonrasında Pauline ülkesine geri döner. On dokuz yıl geçer. Paylaşılan o yazın ardından Pauline ara ara aklına düşer.
Yıllar sonra belki de tamamlanmak, yarım kalmışlığın eksikliğini kapatmak için parlak bir film yıldızı olduğunu öğrendiği Pauline’in izinde Floransa'dan Prag’a, Berlin’den Madrid’e, başka pek çok Avrupa'nın şehrine ve aşıklar şehri Paris'e uzanan her adımı, bilim, sanat, müzik, film, resim, felsefi sohbetler, , hayatın anlamı aşk, sosyolojik, tarihi, psikolojik notlarla açılan muazzam bir maceraya sürüklenir.
Sonrasında Pauline ve Burak karşılaşması nasıl olur? Gerçek aşk ve geçmişin izi hangi geleceğin kapılarını aralar? Hepsi ve daha fazlası "Ben Paulini Arıyorum Ama O" da...
#alıntılar
"Zamanla insan her şeye alışır, her şey bir denge bulur ve bir gün bir bakar, vücudunda yaranın acısı değil yalnız görüntüsü kalmıştır. Böylece insanın artık sürekli yaraya bakıp bu ne zaman geçer diye düşünmesine gerek kalmaz; vardır ama onu umursamaz."
"Yeryüzünde kimsenin kimseyi mutlu etmek gibi bir yükümlülüğü yoktur. Mutluluğumuz da bu şekilde birilerinden talep edilecek şeylere bağlamamak daha iyidir."