Selamlar, size öyle bir kitap ile geldim ki… Ne yazsam eksik kalacak.
Bu kitap resmen içimden geçti. Öyle çok ağladım, öyle çok sarsıldım ki… Karakterler o kadar mükemmel işlenmiş ki hayran kalmamak mümkün değil. Ama bazı sahnelerde gerçekten kitabın içine girip birkaç kişiyi boğasım geldi, o da ayrı konu!
Gelelim Yıldız’a…
Ah Yıldız! Çocukluğunu yaşamadan büyümek zorunda kalmış bir kız. Babası ölünce annesi başka bir adamla evleniyor. Ama “adam” demek bile içimden gelmiyor. Üvey baba, üvey abi, üvey abla… Bir de hiçbir şey görmeyen, görmek istemeyen bir anne! #KemalimYapmaz modunda gezen bir kadın… Anne demek insana bu kadar mı ağır gelir!
Yıldız yıllarca işkenceye ve şiddete maruz kalıyor. Çalıştığı parayı bile elinden alıyorlar. Tek hayali ise üniversiteye gidip edebiyat öğretmeni olmak.
Bir gece yine öldüresiye dövülüyor ve üvey babası tarafından para karşılığı yaşlı bir adama satılıyor. Sesleri duyan komşuları Nizamettin amca ve Emine teyze yetişiyor. Emine teyze onu eve götürüp yıkıyor, sarıp sarmalıyor, yaralarını sevgiyle temizliyor.
O sırada kapıda biri beliriyor:
Mazlum Doğan, matematik öğretmeni
Şark görevini bitirip baba ocağına dönen yiğit mi yiğit bir adam.
Ertesi gün Yıldız’ın zorla evlendirileceğini duyunca Mazlum hiç düşünmeden gidiyor ve “Parayı ben vereceğim, Yıldız’la ben evleneceğim” diyor. Yıldız bir kez daha yıkılıyor ama Mazlum vazgeçmiyor. Ona bunun sadece anlaşmalı bir evlilik olacağını, her şeyin Yıldız’ın istediği gibi olacağını anlatıyor. Yıldız da o cehennemden çıkmak için kabul ediyor.
Ve Mazlum…
Sen nasıl güzel bir adamsın!
Yıldız’ın yaralarını tek tek sardın, korkularını hafifleten bir liman oldun. İlk başta “Ben seni sevmem, sen çocuksun” dedin ama kalp laf dinler mi? Elbette dinlemedi. İkiniz de birbirinize akmaya başladınız.
Tabii ki ortada gereksizler de vardı: Melahat ve Seda! Üzümlü kekimi nasıl aşağılamaya çalıştılar! Ama Nizamettin amca ve Mazlum öyle güzel ağızlarının payını verdi ki, içimin yağları eridi. Ümran’ı da çok sevdim, kız resmen fırtına gibiydi!
Mazlum’a bazı yerlerde çok kızdım. Haklıydı ama bazı şeyleri fazla sert yaptı mı? Evet. Ama onun da haklı tarafları vardı.
Derken sınav sonuçları açıklandı ve Yıldız’ın yolu İstanbul’a düştü.
Kayıt günündeki tatlı anlar, Yıldız’ın giderek güçlenen hali… Ve o veda sahnesi…
Nizamettin amca ve Emine teyzenin gözyaşlarıyla okurken ben de ağladım. “Siz ne güzel anne baba oldunuz!” dedim içimden.
Ve o son sayfalar…
Mazlum ve Yıldız…
Ahh yüreğim…
Yazarcım, canımcım… Acilen ikinci kitaba ihtiyacımız var. Ben bu hikâyede kaldım!