Daha çocuk yaşta kendine bir söz vermişti Balca Zorlu…
Okuyacak, doktor olacak ve adli tıpta yer alacaktı.
Çünkü bazı acılar unutulmaz, sadece yön değiştirirdi.
En sevdiği arkadaşı Nazlı’yı kaybetmişti.
Küçücük bedeninde taşıdığı şiddet izleri, korkuyla bakan gözleri Balca’nın zihnine kazınmıştı. El uzatmak istemişti ama bazen geç kalınmış olurdu.
Ve bir gün mahallede kızılca kıyamet koptu.
Nazlı’nın evine gelen polisler…
“İntihar” dediler.
Balca inanmadı. Çünkü onun arkadaşı bunu asla yapmazdı.
Zor bir dönemdi. Acı ağırdı. İyileşmek uzun sürdü.
Ama Balca verdiği sözü tuttu.
Artık Ankara’da okuyan, mesleğini eline almış bir adli tıp uzmanıydı.
Ve kimsenin bilmediği ikinci bir hayatı vardı.
İstihbaratın sessiz, görünmeyen ama vazgeçilmez bir parçasıydı.
Uzun bir aradan sonra ailesinin yanına, Çanakkale’ye döndüğünde;
Eksik kalan her şey kalbinde yeniden tamamlandı.
Ve o gün abisinin arkadaşı Ali Cihan’la tanıştı.
İlk bakışta gerilim, ilk cümlede çatışma vardı.
Annesinin onu yere göğe sığdıramaması Balca’yı daha da köşeye sıkıştırdı.
Sadece iki haftalık bir molaydı bu.
Ama bazı karşılaşmalar süreye bakmazdı.
Ali Cihan için de işler karışıktı.
Onun kalbi yedi yıldır başka bir kadına aitti.
Yüzünü hiç görmediği, sesini duymadığı ama kelimeleriyle kalbine dokunan bir kadına…
Çanakkale’ye gelen bir kaptandı o.
Balca’yı gördüğü an sinirlendi. Çünkü bu kadın, onu istemeden de olsa sarsıyordu.
İki anne sussun diye oynanan küçük bir oyun…
Geçici, zararsız, kontrollü sanılan bir anlaşma.
Ta ki Ali Cihan, “Ankara’ya asla adım atmam” dediği halde Balca’nın karşısına dikilene kadar.
Birbirleri hakkında bilmedikleri sırlar vardı.
Gerçekler yakındı.
Kartlar yeniden dağıtılacak, hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Kavur’un sevdası Çaykara’yı titretecek,
Ali Cihan’ın öfkesi Balca’nın öfkesiyle çarpışacaktı.
Yazarın bu kurgusu gerçekten çok güçlüydü.
Akıcı anlatımı, temposu hiç düşmeyen olay örgüsü ve karakterlerin derinliğiyle beni içine çekti.
Hepsini sevdim ama Kavur ve Çaykara…
Onlar kalbimde ayrı bir yer edindi.