8/10
·528 syf.··
Beğendi
·
2025 8. kitabı
Bu yorum ikiye ayrılıyor, çünkü kitabın iki yarısı bambaşka iki ruh hali. İlk yarı: Dişlerimi sıka sıka okudum. Cidden. Gabriel Ferrara, okuduğum 8. TL Swan kitabı içinde beni en çok sinirlendiren, hatta tiksindiren erkek karakter oldu. Aşırı kendini beğenmiş, duygudan yoksun, ukala, yalancı, egoist, narsist ve oyunbaz… Kadın kalbi kırmayı otomatikleştirmiş bir makine gibiydi. Her sayfada ona olan öfkem arttı. Her sahnede “bu adam ne ya?” diye söylene söylene okudum. Buna rağmen kitabı bırakamadım — çünkü ne yazarsa yazsın, TL Swan’ın kalemi bana dokunuyor. En berbat erkek karakteri yazsa bile okutur. Ama Gabriel… gerçekten züppeydi. Sürünmeyi hak ediyordu. Jameson Miles’ı düşündüm durdum. Miles erkeklerinden yanayım, net. Tristan Miles’ın içindeki şefkatle, bu adamdaki öküzlük arasındaki fark beni daha da sinirlendirdi. Grace’e de ayrı sinir oldum. Aşırı “aptal âşık” modundaydı. O diyaloglarda çoğu zaman kendimi tutamayıp “bir dur, ben cevap vereyim” demek istedim. Yüzüne tokat atıp gerçekten hak ettiği cevapları vermek istedim ama tabii sadece kudurup okumaya devam ettim. Ve evet, aşırı spoiler içeriyor ama sinirim geçsin diye yazıyorum: Adam asistani Grace’le ateşli bir ilişki yaşıyor, sonra bir sabah kalkıp “ben İtalyan eş istiyorum” diyebiliyor. Kız hamile kalıyor, söylemeye çalışıyor ama herif ortada yok. Telefonlar açılmıyor, randevu vermiyor. Yedi yıl sonra çıkıp “niye söylemedin?” diye hesap soruyor. Cidden mi Gabriel? O yedi yılda sen neredeydin? Başka kadınları tavlarken. Yetmedi, bir de çocuklarla tamamen vedalaşmaya geliyor. Yani istemiyor onları. Bu noktada midem bulandı. “Tristan Miles nerdesin, gel şu adama biraz adamlık öğret” diye sayıklıyordum. Adam evlenme aşamasında, düğün planlıyor, güvercin uçuracak… ama aynı dönemde iki çocuğunu ve annelerini geride bırakıp mazide dolaşıyor. Sonra nişanlısına dönüp “Seni seviyorum ama Grace’e olan sevgim gerçek” diyor. Bu ne? Aynı anda iki kadını mı seviyorsun? İskenderin üstüne Nutella dökmek gibi bir şey. Mantık tamamen yok. İkinci yarısı için yorumum: Ve sonra… oha. İlk yarıda Gabriel hakkında söylediğim her şeyi unutun. Adama tapmaya başladım. Şaka yapmıyorum. İçinden resmen bir Tristan Miles çıktı. TL Swan’ın sağ gösterip sol vurduğunu biliyordum ama bu seviye beklemiyordum. Şoktayım. Şu an Gabriel Ferrara fan club üyesiyim. Hatta bu kez Grace’in onu hemen affetmemesine sinirlendim. “Niye uzuyorsun bu adamı?” diye söylenirken buldum kendimi. Bu normal değil, farkındayım Ama sevdim. Çok sevdim. Hiç beklemezken bu aşkı benimsedim, Gabriel’i benimsedim. İkizler aşırı tatlıydı, kalbimi yumuşattılar. Diğer TL Swan kitaplarındaki gibi tek bir büyük bomba son yoktu. Çünkü bombalar zaten kitabın başında art arda patlamıştı. Sonuç: Gabriel Ferrara önce nefret edeceğiniz, sonra büyük ihtimalle seveceğiniz bir karakter. Ben de inanamadım ama oldu. Bir şans verin.
The BonusT.L. Swan · Arndell · 202412 okunma
·
42 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.