İnsan düşüncesi, çoğu zaman dış dünyaya yönelmiş gibi görünse de en yoğun hareketini içsel alanda gerçekleştirir. “En derin düşünceler, en sessiz yolculukları yapar” düşünmenin görünmez fakat yorucu doğasıdır. us, yalnızca bilgi üreten bir mekanizma değil; aynı zamanda kendi üzerine kapanarak kendini izleyen ve bu öz-dönüşte yıpranan bir yapıdır.
Düşünmenin, “insanın kendine karşı yaptığı uzun bir yürüyüş” olarak tanımlanması, bilinçli varoluşun süreklilik arz eden bir sorgulama hâli olduğunu gösterir. Bu yürüyüşte birey, yalnızca dünyayı anlamaya değil, aynı zamanda kendisini temellendirmeye çalışır. Ancak bilinç, taşıdığı anlam yükü arttıkça bir ağırlık sorunuyla karşılaşır; nitekim “bilincin kendi ağırlığını taşıyamaması”, modern insanın varoluşsal gerilimini açıklayan önemli bir metafordur.