8/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2025 230. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 21 Aralık 2025 19:41
Esir Şehrin İki Yakası Cem Şanver “Hakikat kime aittir?” Bu soru, Esir Şehrin İki Yakası’nın yalnızca merkezinde değil, okur olarak zihnimizde de yankılanıyor. Cem Şanver, bu romanında bizi iki zaman, iki vicdan ve iki hayat arasında ustaca gezdiriyor. Bir yanda işgal altındaki 1918 İstanbul’u; sessiz çığlıkların, korkunun, çaresizliğin ve direnişin iç içe geçtiği karanlık günler… Diğer yanda 2000’li yılların başında, bir televizyon programında geçmişin yeniden sorgulandığı, kahramanlık ile ihanet arasındaki sınırların bulanıklaştığı modern bir yüzleşme. Roman, saygın bir bilim insanı olarak tanınan Prof. Dr. Selim Şifaveren’in “hain mi, kahraman mı?” sorusuyla kamuoyunun önüne atılmasıyla başlıyor. Torunu Cevdet’in dedesine ait ses kayıtlarını ve belgeleri gün yüzüne çıkarmasıyla birlikte hikâye, okuru 1918’in işgal altındaki İstanbul’una götürüyor. Bu geçişler öyle doğal ki, bir roman değil de gerçek bir belgesel izliyormuş hissine kapılıyorsunuz. Selim Şifaveren, Paris’te Sorbonne Üniversitesi’nde eğitim almış, Batı kültürüyle yetişmiş bir hekim. Ancak ülkesine döndüğünde kendini hasta bir imparatorluğun kalbinde buluyor. Bir yanda İngiliz Albay Williams ile kurmak zorunda kaldığı tehlikeli yakınlık, diğer yanda Anadolu’ya geçip mücadele etmek isteyen Süreyya Hemşire… Selim yalnızca siyasi bir ikilemde değil; kalbi de ikiye bölünmüş durumda. Süreyya, Çanakkale’de babasını kaybetmiş, vatan sevgisiyle yanıp tutuşan, güçlü bir Anadolu kadını. Eleni ise Batı’yı, modernliği ve Selim’in geçmişte bıraktığı hayatı temsil ediyor. Selim’in iki kadın arasında kalışı, aslında Doğu ile Batı, vicdan ile konfor, cesaret ile korku arasında kalışının bir yansıması. Ancak burada kişisel bir okur yorumu olarak şunu söylemeden geçemem: İşgal altındaki İstanbul’da yaşayan halkın kolektif duygularına daha fazla yer verilmesini isterdim. Selim’in iç çatışmaları güçlü aktarılmış olsa da, iki kadının yaptığı fedakârlıkların Selim’in kararsızlığı yanında zaman zaman gölgede kaldığını hissettim. Özellikle Süreyya’nın vatan için göze aldıkları, Selim’in duygusal bocalamaları karşısında daha derin işlenebilirdi. Buna rağmen romanın atmosferi, özellikle Pera Palas sahneleri, Atatürk’ün İstanbul günlerine yapılan göndermeler ve İngiliz komutanlarla yaşanan yüzleşmeler beni derinden etkiledi. Mustafa Kemal Atatürk’ün henüz Samsun’a çıkmadan önceki İstanbul günlerini hatırlatması, mücadelenin ne kadar kırılgan ve belirsiz bir zeminde başladığını çok güçlü hissettiriyor. Kitap boyunca şu soruyla baş başa kalıyoruz: Bir insan hayatta kalmak için susarsa, bu onu hain yapar mı? Ya da doğru zamanı beklemek, her zaman korkaklık mıdır? Esir Şehrin İki Yakası; casusluk, aşk, vicdan, tarih ve insan ruhunu bir araya getiren; okuru yargılamaya değil, düşünmeye zorlayan bir roman. Son sayfayı kapattığınızda Selim Şifaveren’in kim olduğundan çok, sizin o koşullarda kim olacağınızı sorguluyorsunuz. Milli mücadele ruhunu, işgal altındaki İstanbul’un kasvetini ve insanın içindeki ikilemleri hissetmek isteyen herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim. Bu kitap, milli duygularınızı sessiz ama derin bir şekilde harekete geçiriyor… ve uzun süre zihninizden çıkmıyor.
Esir Şehrin İki YakasıCem Şanver · Kanon Kitap · 202516 okunma
·
50 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.