Hoca çıkmış, dam aktarırmış damda. Kapı çalınmış bir an. Eğilmiş bakmış; bir adam. Adam da ne üst ne baş, perişan. Merak etmiş, sormuş:
— Kimi istedin?
— Seni hocam, biraz aşağıya in.
— İyi ama ağam, işim acele.
— Ne söyleyeceksen oradan söyle.
— Bir ricam var senden, küçük bir ricam. Aşağıya insen ne olur hocam?
— Herhalde iş mühim, anlamak gerek. Bakalım neymiş muradı?
diyerek takım taklavatı bırakıp dama, inmiş 41 basamak merdiveni. Açarak kapıyı sormuş adama:
— Söyle, ne var, niçin indirdin beni?
Adam demiş ki:
— Hocam, ne olursun, Allah kazadan beladan korusun, dert verip derman aratmasın Rabbim. Sevaptır, bir sadaka ver, fakirim.
Bu lafları duyunca deliye dönmüş hoca:
— Taa damlardan inişine mi yansın, yarıda kalan işine mi yansın?
Ama hoca bu, kurnaz.
— Hele yukarı gel benimle biraz, üst tarafını orada söylersin.
Varınca ikisi de nefes nefese dama, hoca dönmüş adama, demiş ki:
— Allah versin.Nasrettin Hoca HikâyeleriOrhan Veli Kanık