Uzakların Şarkısı, modern Türk edebiyatında geleneksel anlatı formlarıyla post-modern kurgu tekniklerini sentezleyen, büyülü gerçekçilik akımının yerel motiflerle harmanlandığı istisnai bir metin olarak değerlendirilebilir. Eser; tarih, mitoloji ve ontolojik sorgulamaları merkeze alan disiplinlerarası bir derinlik taşıyor
Romanda zaman, doğrusal bir çizgi takip etmek yerine, döngüsel ve iç içe geçmiş bir yapı sergiliyor. İşin bu kısmı kurgunun matematiği açısından büyük bir risk teşkil etse de yazar meselesinin altından başarılı şekilde kalkmış. Kaan Murat Yanık, mekan tasvirlerinde (İstanbul’dan Agra’ya, kadim kütüphanelerden rüya uzamlarına) mekanı sadece bir dekor olarak değil, anlatının ana izleklerinden biri olan "arayış" temasının bir parçası olarak kurgulamış. Bu durum, metni mekan poetikası açısından zengin bir inceleme alanı haline getirmiş.
Yanık’ın üslubu, Osmanlı Türkçesinin zengin kelime hazinesinden beslenirken, günümüz Türkçesinin dinamizmini de ıskalamıyor. Kelime seçimlerindeki titizlik, metne mistik bir atmosfer katarken; cümle yapılarındaki ritim, okuru metnin içine çeken estetik bir haz unsuru olarak öne çıkarılmış. Ki, bu durum okurken müthiş keyif verdi.
Eserdeki karakterler, evrensel arketiplerin izdüşümlerinin ötesinde epey özgün şekilde tasarlanmış. Gülbadem ve Zencefil karakterleri bugüne kadar okuduğum hiçbir roman kahramanına benzemiyor. Yazar burada müthiş bir edebi girdap oluşturmuş. Doğu’nun kadim hikaye anlatıcılığı geleneği ile Batı’nın karakter derinliği odaklı roman tekniğini ustalıkla mezcedilmiş. Eserdeki aşk izleği ve kadın figürleri, erkeğin ruhundaki dişil taraf olan "anima" kavramının tezahürü olarak okunabilir. Kahramanın "uzaklarda" aradığı şarkı, aslında kendi ruhunun eksik parçasını bulma arzusudur. Bu arayış, karşıtların birliği olan "conjunctio" aşamasına, yani ruhsal bütünlüğe hizmet eder. Uzakların Şarkısı, metinlerarasılık bağlamında da zengin referanslar sunan, eski Türkçenin imkanlarını zorlayan ve hatta kök fiil yapısından kelime üretme cüretini gösterebilen okuru entelektüel bir keşfe davet eden bir "zirve eser" niteliğinde. Yazar son yıllarda Türk edebiyatında trend haline gelen soğuk ve mekanik yapılı romanlara karşı, insanın kadim "ruh" arayışını yeniden edebiyatın merkezine yerleştirmiş.