Puan vermedi·142 syf.··
2025 109. kitabı
SIDIKA ÇAL ARSLAN-GÜNESİN ISIĞI KALEMİME DOKUNDU Yazar okuruna yüksek sesle konuşan değil; yavasça yaklaşan, omzuna dokunan, icten içe sızan bir kitap. Bu yönüyle şiirden çok bir "iç yürüyüş" hissi uyandırıyor Şiirler tek tek ele alındığında bağımsız durabilse de kitap bir bütün olarak okunduğunda, ortak bir ruh hâlinin, ortak bir vicdanin ve ortak bir arayışın etrafında birleşiyor. Eserin ana damarı açık biçimde:insan ,vicdan, inanç ,cocukluk ,yoksulluk vatan , merhamet ekseninde ilerliyor. Şair, modern siirde sıkça gördüğümüz kapalı imge oyunlarından özellikle kacınmış. Dil, bilinçli olarak sade; ama bu sadelik yüzeysellikten değil, samimivet tercihinden doğuyor. Okur, şiirlerde "anlam çözmeye" değil, "hissetmeye" davet ediyor. Kitabın merkezinde sürekli karşımıza çıkan çocuk figürü, sadece biyolojik bir cocukluk hâli değil bozulmamış olanın, kirlenmemiş vicdanın, korkmadan hayal kurabilen tarafın simgesi. "Gölge ve Çocuk", "Gökkuşağı ve Çocuk", "Kerpiç Ev ve Çocuk" gibi şiirlerde çocuk, dünyanın sertliğine karşı savunmasız ama bir o kadar da umut taşıyan bir varlık olarak duruyor. $air, çocuğu romantize etmiyor; aksine onun kırılganığını, korkusunu ve sessiz direncini gösteriyor. Bu yönüyle şiirler acındırmaya değil, yüzleştirmeye çalışıyor. "Baba" șiiri ise kitabın duygusal merkezlerinden biri. Burada baba, otorite figürü değil; merhametin, paylaşmanın ve sessiz iyiliğin sembolü. Bu şiir, kişisel bir yasın ötesinde, kaybedilen değerlerin de yasını tutuyor Aynı sekilde "Ayşe Kadın", "Kerpiç Ev", "Köyüm" gibi șiirlerde Anadolu, bir cografyadan cok bir hafıza mekâni olarak ele alınıyor. Toprak, ev, kadın, yaşlılık... Hepsi birer hatılama alanı.. Yazarımız zaten kitabında görseller de ekleyerek anlatımı daha kuvvetli kılmış. Vatan ve bayrak temalı şiirlerde ise ses bir miktar yükseliyor ama hamasi bir dile kaymadan. "Bayrak ve Martı". "Süngüsüz Kahraman". "Nöbet" gibi şiirlerde vatan, sloganlarla değil; fedakârlık, bekleyiş ve sessiz nöbet metaforlarıyla anlatılıyor. Şair burada da bağırmıyor; bekliyor. Bu da şiirin samimiyetini koruyor. Aşk, bu kitapta beşeri bir tutku olmaktan cok, ilahi bir aidiyet hâli. "Aşk" şiirinde bu açıkça hissediliyor: sevilen kişi değil, yaratanın kendisi merkeze alınıyor. Bu yaklaşım, kitabı tasavvufi bir zemine yaklastırsa da didaktik bir dile kaymıyor Şair, öğüt vermekten cok tanıklık ediyor.Sonuc olarak Günesin ışığı Kalemime Dokundu, gösterişli bir şiir kitabı değil; ama dürüst bir kitap. Okuru etkilemek için süslenmiyor, kendini beğendirmeye çalışmıyor. İçtenliğiyle, yaralarıyla, sorularıyla orada duruyor. Bu kitabı okurken "iyi yazılmış mi?"dan cok, "samimi mi?" sorusu anlam kazanıyor. Ve bu soruya kitap büyük ölcüde olumlu bir cevap veriyor.Elbette kitap kusursuz değil. Bazı şiirlerde benzer imgelerin (yol kapı, anahtar, çocuk, yoksulluk) sık tekrar edilmesi, yer yer duygusal yoğunluğun düşmesine neden olabiliyor. Ayrıca anlatım gücü yüksek olan bazı metinler şiirden çok düzyazı şiire yaklaşarak ritim açısından zayıflayabiliyor Ancak bu durum. kitabın niyetini ve ruhunu zedelemiyor; aksine şairin anlatma ihtiyacının şiir formunu zaman zaman zorladığını gösteriyor.
Güneşin Işığı Kalemime DokunduSıdıka Çal Arslan · Herdem Kitap · 20257 okunma
·
112 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.