·595 syf.··Beğendi
···Okunma: 23 Aralık 2025 18:22 Kitabın son sayfasında ağzımdan "vay orspcçğu Kenan" cümlesinin çıkmasına engel olamadım. Çok edebi bir yorum girişi olmadı değil mi? Neyse ki edebi olacağıma dair sözüm yok burada kimselere.
Bol spoiler olasılıklı yorumlamama girişiyorum. Kitaptan edindiğim ilk izlenim Oğuz Atayvari bir bilinç akışı ve iç monolog tekniğinin sıkça kullanıldığı oldu. Tekniği çok sevdiğim için okumaktan keyif aldım zira bilinç akışı asla durmayan ve iç monoloğu fazlaca olan biri olarak bu tarz anlatımların olduğu karakterlere çok yakın hissediyorum.
Edebiyatın ne kadar güçlü olduğunu kanıtlayan bir kitap oldu benim için, ne Kenan'ı affedebilirim ne Günsel'i gerçek hayatta ama edebiyat affettiriyor. Tamam tam anlamıyla affettirmiyor belki ama anlayış göstermeye itiyor. Kitapta en kızdığım karakter Kenan oldu, onun bile iç çatışmalarını okurken hak verdiğim, adına üzüldüğüm şeyler vardı. Ta ki son ana kadar. Ancak Kenan gibi bir bencil tüm suçu hayatındakilerinin omuzlarına yıkıp öylece gidebilirdi. Ancak Kenan gibi yaşı 40 zihni 15 bir adam böyle sorumsuzca bir buhranla hareket edebilirdi.
Ayrıca Günsel'e de çok kızabilirdim 22 yaşında, heyecanı ve tutkusu yüksek bir genç kız olduğunu bilmeseydim. Günsel'i iç monologlarını bilmesem de sadece bu sebeple affedebilirim ancak Nermin... Bencillikten daha kabul edilemez bir şey varsa o da lüzumundan fazla özgecilikten doğan gurursuzluktur. Sonda Kenan öyle zıvanadan çıkıyor ki Nermin gibi bir gurursuz bile silkelenip kendine geliyor. Tüm bunlardan ötürü kitap boyunca biriktirdiğim bütün öfkeyi Kenan üzerinden kustum. Yorumlarımdan da anlaşılacağı gibi karakterleri fazlaca özümsedim ve benimsedim. Hatta karakterini bu kadar gerçek kabul ettiğim bir kitabı uzun süredir okumamıştım diyebilirim.
Kitabın baskın konularından biri de zamanın siyasi olayları. İnönü ve Menderes zamanları. Halk Partililer ve demokratlar. Bir de kendi hayatını öncelemeyi küçük burjuvalık gören heyecanlı komünist gençler. Komünistler gözünden dönemin koşulları ve olayları etkili anlatılmış kendisi de bir komünist parti üyesi olan yazar tarafından. Ancak okurken kuşaklar değişmiş, iktidarlar değişmiş, hakkını savunamayan bu halk niye hiç değişmemiş diye düşünmek yaraladı. Yine de 1960taki üniversite olayları ile Gezi Parkı olaylarındaki o gençlerin (o zamanlar biz gençlerin) inatlarının, gayretlerinin, umutlarının benzerliği de dikkatimi çekmedi değil. Belki de bu yüzden değişimi yine gençlerden umuyoruz.