Bu kitabı okurken sadece satırları değil, bir devrin açlığını, çaresizliğini ve sessiz çığlıklarını okudum. Her sayfada içime ağır ağır çöken bir sızı vardı; sanki anlatılanlar kelimeden çıkıp kalbime yerleşti. Okuduklarımın bir roman değil, yaşanmış gerçekler olduğunu bilmek acıyı kat kat artırdı. İnsan ister istemez durup düşünüyor: Biz aslında hiçbir şey yaşamamışız…
Trabzon’un ekmeğini taştan çıkaran Temel Çavuş’un, ailesini doyurabilmek için Samsun’a uzanan umut yolculuğu, yoksulluğun insanı ne kadar direngen ama bir o kadar da savunmasız bıraktığını gösteriyor. Canını dişine takarak çalışması, “belki artık rahatlarız” denilen anda seferberlik ilan edilip yeniden askere alınması… Umudun tam yeşerdiği yerde bir kez daha sökülüp atılması. Ardında kalan bir eş, açlığa direnen çocuklar ve her gün biraz daha eksilen bir hayat.
Evin yükünü omuzlayan Ali’nin daha 15 yaşında askere alınmasıyla açlık artık sadece bir kelime olmaktan çıkıyor; evin içine çöken, sofraya oturan, çocukların gözlerine yerleşen bir misafir oluyor. Bir ailenin yavaş yavaş eriyişini okumak insanın içini dağlıyor. Açlığın, sefaletin insanları nasıl birbirine düşürdüğünü, insanın insana edebileceği en büyük kötülüğün bazen yine insan olduğunu görmek çok ağır.
Ve Temel Çavuş… Diğer doksan bin askerle birlikte Allahuekber Dağları’nda karlar altında kalan o askerler… Düşmandan çok soğuğa, açlığa ve yokluğa yenilen bedenler. Cephede savaşanlar kadar, geride açlıkla savaşanların da kaybettiğini bu kitap yüzümüze acımasızca çarpıyor. En çok da çocukların birer birer ölmesi… Sessiz, kimsesiz, ağıtsız ölümler. Okurken kalem değil, sanki bir devrin vicdanı kanıyor.
Savaş ve Açlar bana şunu hissettirdi: Savaş sadece cephede olmuyor. Savaş, evin içinde, boş tencerede, titreyen çocuk bedenlerinde, beklemekten yorulmuş anaların gözlerinde de yaşanıyor. Hasan İzzettin Dinamo bu kitabıyla yalnızca bir dönemi anlatmıyor; insanlığın unutmaması gereken bir acıyı emanet ediyor bize.
Bitirdiğimde içimde tek bir duygu kaldı: Derin bir minnet ve tarifsiz bir hüzün. Bugün sahip olduklarımızın, yaşanmayan açlıkların, duyulmayan çığlıkların bedelini birilerinin ödediğini bilmenin ağırlığı… Bu kitap insanı sarsıyor, sessizleştiriyor ve uzun süre kalbinin bir köşesinde kalıyor.
Hasan İzzettin DinamoSavaş ve Açlar