10/10
·%40 (300/735 syf.)·
Beğendi
·
34 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Karınca Misali
Gönderi Sahibi
Kitabı okumak için www.ikrayayın.com
Karınca Misali
Gönderi Sahibi
“İnsan benim sırrımdır ve ben de onun sırrıyım.” (Hadis-i Kutsi) İnsan, zatı, esması ve efâliyle her yönden Allah’ın tecelli ettiği ve kendisinde tecelli-yi ilâhiden başka hiçbir gücün, vasfın bulunmadığı rabbaniyyun bir varlıktır; çünkü Allah ona rûhundan nefhetmiş, El Esmaû’l Hûsna’sıyla tecelli etmiş ve onu her cihette nûruyla kuşatıp kendine ayna, halife kılmıştır; ama insan hayatı yaşarken zahiri olarak görünenlere takılmış, suretini “ben” zannetmiş ve kendinde hayali bir nefis üreterek kendini rabbinin uzağında bir varlık zannetmiştir. İnsanın görmesi Allah’ın Basîr isminin, işitmesi Semî’ isminin, sevmesi Vedûd isminin, ikram etmesi Kerîm isminin, rahmet etmesi Rahmân ve Rahîm isimlerinin, varlıkta durması Kayyûm isminin, yaşaması ise Hayy isminin tecellisiyledir. Eğer insan her taraftan Allah’ın isimleriyle kaim ve varlıktaysa bu durumda insanda Allah’ın tecellisinden başka bir şey yoktur ve kendini aradan çektiğinde geriye yalnızca ona tecelli eden rabbinin nûru kalır. İşte, insan o zaman men arefe nefsehu fekad arefe rabbehu:4 “Kendini (nefsini) tanıyan, rabbini tanır” hadisinin hikmetine nail olur, hakikatine arif olur. “(Resulüm!) Sen (hiçbir şeyi Allah’a şirk koşmadan ve hakka yönelmiş) hanîf olarak yüzünü dine çevir. O ki Allah’ın fıtratı (El Esmâu’l Husnâ’sı)dır ve (Allah) insanları bu (fıtrat)a göre yaratmıştır.”5 İnsan, Allah’ın fıtratında yaratıldığı için bütün kâinat içinde eşref-i mahlukattır, zübde-i kainattır. Hâl böyleyken insan yalnızca zahiri tarafına; yani malına, mevkisine bakıp fani âlemin metaına göre kendine kıymet, değer verirse elbisesine, çamuruna bakmış ve Allah katındaki kıymetini, değerini anlamamış olur. Oysaki Allah hadis-i kutside “dünyayı yarattım, insanı taşısın diye. İnsanı yarattım, beni taşısın diye”6 buyurmuştur. İnsan bu dünya misafirhanesine fıtratındaki El Esmâu’l Husnâ’yı açığa çıkarmak ve Allah’a ayna, halife olmak için gelmiştir. Bu âlemdeki her şey; insan, rabbinin güzelliğine şahid olsun, rabbinin kendisini ne kadar sevdiğini, ciddiye aldığını bilsin, ve rabbinin ilahlığına şehadet edip “eşhedu en lâ ilahe illallah: Ben şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur” desin diye insan için bir imkândır, vesiledir; yani insan içindir. Asıl kıymetli olan, değerli olan ise insanın kendisidir. O kadar kıymetli ki Allah onun için özel olarak vahyini indirmiş ve onunla konuşmuştur. Bu yüzden Allah, hidâyet kaynağı Kur’ân-ı Kerim’de insanı en güzel şekilde anlatmış, tanıtmış ve ona “sen benim irade edip dilediğim, kendi rûhumdan nefhedip yarattığım,7 melekleri secde ettirip8 yeryüzünde halife kıldığım âbdimsin.9 Yerde, gökte, ikisi arasında her ne varsa hepsini emrine amade kıldığım,10 bana âbd olasın, âşık olasın, beni sevesin, aşkı, âşıklığı yaşayasın diye yarattığımsın.11 Sen, benden başka hiçbir varlığı olmayan, zatımla, sıfatlarımla, güzelliğimle tecelli ettiğim kulumsun” buyurmuştur. İşte, insan, Allah katında böyle şerefli bir kimliğe sahiptir. Hâl böyleyken kendimizi, rabbimizi tanımak gibi bir derdimiz, çabamız, gayretimiz olmazsa manevi olarak ölür, kendimize yazık eder, rabbimizin bize verdiği ebedi hayatı kazanma imkânımızı heba etmiş oluruz. Bu duruma düşmemek için biz de “Ben Kimim” sohbetlerini yaptık ki kardeşlerimiz rableri katındaki şereflerini görsün ve dünyanın çamuruna takılıp kendini zahirden ibaret bir varlık zannetmesin, rabbine secde edenin kim olduğunu bilsin. “Ben Kimim” sohbetleri sadece dervişler ya da bu zamandaki kardeşlerimiz için değil kıyamete kadar gelecek olan bütün kardeşlerimiz için özel olarak yapıldı ki bizden sonra gelecek olanlar da Allah’ın ipi Kur’ân’a sımsıkı sarılırken aynı zamanda âyetleri okuyanın kim olduğunu, rabbiyle arasındaki bağının, ilişkinin ne olduğunu bilsin ve kendini rabbinin uzağında, sanki yaratılmak dışında rabbiyle bir alakası olmayan, yabancı biriymiş gibi zannetmesin. Yoksa Kur’ân’ı okurken Allah bin dört yüz yıl önce insanlara bir kitap indirmiş de onda peygamberlerden, geçmiş kavimlerden haber veriyormuş gibi okur ki o zaman da rabbinin kendisine ne demek istediğini, âyetlerdeki hikmetini, muradını anlayamaz. Böylelikle Kur’ân’ın marifetullah nûrundan istifade edemez. Kardeşlerimiz “Ben Kimim” sohbetlerini gönüllerini açarak, tefekkür ederek okuduklarında, dinlediklerinde derviş olsun ya da olmasın her bir bölümde kendilerini nasıl tanıyacaklarının yolunu anlayacak ve hayatı yaşarken rabbinin huzurunda bir halifenin nasıl durması gerektiğini kendi gönülleri genişliğinde öğrenecekler, her bir bölümde kendilerine, rablerine olan marifetleri biraz daha artacak ve yaşadıkları her olayı rablerinden bir imtihan olarak bilecekler, bunun sonucunda varlık üzerinden sadece rabbiyle muhatap olan, alışverişini Allah ile yapan ve dünyadan ahirete değil ahiretten dünyaya bakan bir kul hâline gelecekler inşallah.