Uzun bir aradan sonra herkese merhaba can kitap dostları. İnstagram kısıtlaması, hastane, okul öncesi derken sizleri özlediğimi farkedip hızlı bir girişle harika bir kitapla huzurlarınıza geldim.
Hiçbir çocuk, bir mezarlıkta tanımadığı bir adamla yeni bir hayata başlamak zorunda kalmamalıydı.
Ama Steve, Rose, Emily, Jack ve Benjamin için hayat, bir masal gibi başlamadı.
Yağmurun bile sessizce yas tuttuğu o gece, geçmişin kapıları aralandı.
Ve o kapının ardında, bir malikâne değil, bir kader saklıydı.
Alex Taylor.
Bir amca mıydı, yoksa geçmişin yankısı mı?
Onlara bir ev sundu, ama evin duvarları sırlarla örülüydü.
Ve en çok da orman…
Girmeyin dedi.
Ama orman, sessizce çağırıyordu.
Emily, çağrıyı duydu.
Ve bir mağarada kaybolduğunda, sadece bir kız değil, bir kehanet kayboldu.
Steve ve Rose onu ararken, zamanın dışına düştüler.
Artık hiçbir şey gerçek değildi.
Ve hiçbir gerçek, eskisi gibi olmayacaktı.
Sidon’un taşları altında ezilen umutlar, Elam’ın saraylarında yankılanan fısıltılar, Kayıp Krallık’ın harabelerinde unutulmuş çocukluklar, Ve Artagon’un ormanlarında saklanan bir hilal...
Beş kardeşin omzunda aynı işaret vardı.
Hilal.
Bir doğum lekesi değil, bir çağrı.
Zulme karşı, karanlığa karşı, geçmişe karşı.
Bu kitap, sadece fantastik bir evren değil.
Bir yasın içinden doğan cesaretin,
Bir kaybın ardından gelen yeniden doğuşun hikâyesi.
Her yasak, bir içsel sınır.
Her geçit, bir dönüşüm.
Ve her kardeş, bir yön:
Ateş, su, rüzgâr, toprak, gece.
Bu kitapla birlikte, kendi içindeki ormana gireceksin. Kendi mağaranı bulacaksın. Ve belki sen de, bir kehanetin parçası olduğunu fark edeceksin.
Eğer fantastik evrenleri, gizemli geçitleri ve kaderle yüzleşen karakterleri seviyorsan, bu hikâye tam sana göre.
@yazar.metinbey
@octopusyayinevii
Özlem