ERKİN KUŞÇU-SON MEYDAN
Bu roman asIında bir kabadayının hikâyesi gibi başlıyor ama ilerledikçe anlıyorsun ki asıl mesele "insanin kendi içinde tasıdığı o karanlıkla" verdiği savaş. Hasan Baba bir zamanlar gücüyle, sertliğiyle, sözü geçen halleriyle yaşamış bir adam; fakat yaptığı hatalar - özellikle Manolya ve kızına yaşattıkları - onun ruhunu paramparca etmiş. YIllar gecse de o yük sırtından inmiyor. Tövbe ediyor, mahallede sade bir hayat kuruyor ama tövbe geçmişi silmiyor; sadece üstüne ince bir örtü çekiyor. Ve o örtü bir gün mutlaka kayıyor.Manolya'nın kapısına gittiği sahne bence kitabın kalbi. Affedilmek istiyor ama özrünün hiçbir seyi geri getirmeyeceğini de biliyor. Içinde hem pişmanlk hem de kurtulma isteği var; ama kader öyle bir tokat patlatıyor ki... ev taranıyor ve Manolya Hasan'in kollarında ölüyor iste o andan sonra artık gecmiş sadece bir hatıra olmaktan çıkıp hesabı kesilmemiş bir defter haline geliyor. Hasan tekrar o eski dünyaya dönüyor ama bu kez içindeki öfkeyle değil, daha çok içindeki vicdanın bastığı yerlerden yaralanmış bir adam olarak, Hocanın sahneye girişi çok kıymetli. 0, sokakların bir tür vicdanı gibi. Hasan'a güç değil sorumluluk hatırlatıyor. "Baba" olmanın sadece korkutmak değil, sahip çıkmak, yol göstermek, yük almak olduğunu yüzüne vurmadan sezdiriyor. Hasan'ın yanında topladığı gençler de aslında bugünün İstanbulundaki o kayıp çocuklar: sahipsiz öfkeli,çaresiz. Onların hikâyesi, suçun romantize edilmediğini; tam tersine, sucun yoksulluğun, yalnızlığın ve boşluğun içinde büyüdüğünü gösteriyor
Romanın dili çok gösteriş pesinde değil ama sakin sakin insanın içini acıtıyor. Özellikle geçmiş sahnelerinde Hasan'ın vicdanıyla boğuşması, Manolya'nın kırılgan ama güçlü duruşu, mahalle atmosferi.. Hepsi birlikte bir hayat hissi kuruyor. Öyle plastik değil, gerçek. Sokaktaki insanların kahvehanedeki adamların, meyhanedeki yalnızların dünyası gibi. Zaten yazarın en güçlü yanı da bu: karakterlerini yargılamıyor, bize teslim ediyor; "al, bunu anlamaya çalış'' diyor.
Bence romanın en derin yerinde şu soru var: Bir insan, geçmişte yaptığı kötülüklere rağmen iyi olmaya çalışabilir mi?
Ve daha acısı
İyi olmaya çalışsa bile bunun bedelin ödemeden yaşayabilir mi?Hasan'da hep şu hissi yaşıyorsun: güçlü bir adamdan çok, "vicdanıyla baş başa kalmış bir insan."' Aslında kabadayılıktan çok insanlık meselesi anlatılıyor. İçimizdeki canavar ehlileştirmekten söz ediyor ya ön sözde... işte roman boyunca görüyoruz ki kimi bunu beceriyor kimi beceremiyor, kimi de iş işten geçince anlıyor.
Sonunda anlıyorsun ki bu hikâye mafya, sokak,kabadayı hikâyesinden daha fazlası. Bu, "yanlış bir kararın insanın bütün hayatını nasıl şekillendirdiği"nin romanı. Ve en çok da şunu hissettiriyor: Sucun cezası sadece mahkeme salonlarında kesilmiyor
İnsanın içinde, geceleri uyutmayan o küçük odada kesiliyor. Ve bence asıl acı olan şu:
Hiç kimse bu hikâyede tamamen kötü değil, ama hiç kimse de tamamen masum değil.
İşte bu yüzden roman, kapağı kapattıktan sonra bile insanin içinde uzun süre dönüp duruyor.