Normalde biz tarihi şöyle öğreniriz: savaşlar, soykırımlar, diktatörlükler, baskılar…Ve hep aynı soruyu sorarız: Nasıl izin vermişler buna?
Romanda ise ilk kez şu oluyor: insanlar o yıllara geri dönmeyi kendileri istiyor. Referandumla, çoğunluk kararıyla!
Bu çok ürkütücü çünkü artık baskı “dayatılmıyor”, talep ediliyor. Yani roman, Hannah Arendt’in “kötülüğün sıradanlığı” fikrini bir adım ileri taşıyor: Kötülük sadece sıradan değil, nostaljik hale gelmiş durumda.
Çünkü susmak her zaman bir anda olmuyor. Sonra bir bakıyorsun: Suskunluk artık ahlaki bir pozisyon olmuş.