Gönderi

Yine bir sorum var;
Resmî dini İslam olmayan bir ülkede davet nasıl yapılmalı? Misal bir Avrupa ülkesinde? Çoğu şu fikri savunuyor: “onların ülkelerinde hele de onların dini bayramları esnasında (Noel gibi) davet yapmak bi nevi provoke etmek gibidir ve bu gibi davranışlar İslama uygun değildir” Peygamber Efendimiz ﷺ ve ashab-ı kirâm, İslam’ın hâkim olmadığı coğrafyalarda daveti nasıl gerçekleştirmişlerdir? Bu konuda delilleriyle, örnekleriyle, sağlam kaynaklarla bilgi paylaşabilecek olanlar varsa çok mutlu olurum…
Din İslam
·
588 Gösterim
3 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Öncelikle ilk soruda birçok kişinin benzer bir cevaba ulaşması isabetlidir. Çünkü Hz. Peygamber davet faaliyetlerini, halkın kalabalık olduğu panayırlar, kabilelerin topluca bulunduğu zamanlar ve sosyal temasın yoğun olduğu ortamlar üzerinden yürütmüştür. Buna karşılık, Yahudi, Hristiyan veya Mecûsîlerin dinî bayramlarını özellikle hedef alarak bir davet yöntemi benimsediğine dair herhangi bir rivayet bulunmamaktadır. İkinci hususa gelince; İslam’ın hâkim olmadığı bölgelere elçiler aracılığıyla davet mektupları gönderilmiştir. Bizans İmparatoru Herakleios’a gönderilen mektup bunun en bilinen örneklerinden biridir. Bu uygulama, risaletin aynı zamanda diplomatik bir boyuta sahip olduğunu göstermektedir. Bu konuda Hz. Muhammed ve Mektupları gibi eserlerin okunması faydalı olacaktır. Ashâb-ı kirâm da bu yöntemi sürdürmüş; Hz. Peygamber gibi, özellikle başka dinlerin kutsal günlerini ve bayramlarını hedef almamış, zorlayıcı bir tebliğ yoluna gitmemiştir. Onların en güçlü daveti ise sözden ziyade ahlak ve yaşantı olmuştur. Ayrıca genel konuyla ilgili olarak Hz. Muhammed ve davet metodu gibi eserleri de okumakta fayda var.
Dağın şeyhi aslında tuhaf olan yabancıların (gayrimüslümlerin) buna itirazı olmayıp Türklerin bunu provokasyon gibi görmeleri. Daveti yapan ekseriyetle ya Araplar ya da Pakistanlı kardeşler, ama bizimkilere ne oluyorsa kraldan çok kralcı olma derdindeler… Açıklamaların için sağol kardeşim. Davet yapan kardeşlerin kötü niyetli olduklarını düşünmüyorum, hele provokasyon olduğunu hiç düşünmüyorum. Çünkü insanlar eksi bilmem kaç derece soğukta saatlerce insanlara bir iki kelam edeyim de belki kurtuluşlarına vesile olurum diyebilmesi nefse öyle hoş gelen bişey değil. Allahu alem
Düzgün üslûpla her yerde, her zaman davet yapılabilir; yanlış üslûpla camide yanlış yapan Müslümanı ikaz etmek bile kavga sebebi olur.
Allah razı olsun. Ben de sizinle hemfikirim hocam; mantıklı olan yaklaşımın bu olduğu bana da açıkça göründü. Yine de elimde somut deliller olsaydı, duruşum çok daha sağlam olacaktı. Bugün ne yazık ki keyfine göre din inşa eden bir kitle var ve onlara karşı net, tutarlı ve delile dayalı bir duruş sergilemek gerekiyor. Elbette bu kişiler taassuplarından vazgeçmeyebilirler; ancak benim asıl hedefim onlar değil. Amacım, doğru bilgileri okuyan ve henüz zihni kapanmamış bir iki kişinin bile sorgulama kabiliyetini harekete geçirebilmek. Eğer bu mümkün oluyorsa, çaba zaten yerini bulmuş demektir…
Dağın şeyhi kardeşin paylaştığı bilgilere ve okuma tavsiyelerine ek olarak yazmak isterim. Farklı din mensuplarına davet, tebliğ gibi girişimler için en kötü zamanların, dini bayram gibi özel günleri olduğunu düşünüyorum. Hiçbirimiz dini duygularımızın yükseldiği bu gibi günlerde, falanca dinden birilerinin kendince doğrularını dinlemek istemeyiz. Samimiyetlerinden şüphe etmediğimiz bu kardeşleri, empati yapmaya çağırmak gibi küçük hatırlatmalarla doğruya yönlendirmek yeterli olabilir. Bu kardeşleri provokasyon gibi kötü niyetli girişimlerde bulunmakla suçlayanlarımızın irşad ve tebliğe muhtaç olduklarını da not etmeli. Bu kesimin hali daha endişe verici gibi.
İslamiKitapÖzet Hocam Allah sizden razı olsun, görüşleriniz her zaman baş tacı. Ancak aklıma bir husus takıldı. Mekke dönemi ve İslam’ın tebliğ edilmeye başlandığı ilk günleri düşününce şu olay geliyor zihnime: Abdullah b. Mesud (ra), müşriklerin Mekke’de en güçlü olduğu bir dönemde, Kâbe’nin hemen yanında Rahman Sûresi’ni yüksek sesle okumamış mıydı? Üstelik bu yüzden neredeyse ölesiye dövülmesine rağmen geri adım atmamıştı. Yanlış hatırlamıyorsam, kendisi güçlü ve nüfuzlu bir sahabe de değildi. Buna rağmen son derece vakur ve tavizsiz bir duruş sergilemişti. Bu olay, konuştuğumuz meseleye bir delil olarak değerlendirilemez mi? Yani Müslümanlar sayıca az ve güçsüz oldukları bir ortamda bile, korkmadan ve taviz vermeden imanlarını açıkça ortaya koymuşlardı…