Okudum, bitti: Su’yun Yolculuğu
Yazar: Burçak Yüce
Sayfa Sayısı: 223
Bu kitapla tesadüfen karşılaştım; fakat bazı kitaplar vardır, tesadüf değil çağrıdır. Su’yun Yolculuğu tam olarak böyle bir çağrıydı.
Evrenin yaratılışını, varoluşun en saf hâlini anlatıyor. Her şey, soru sormayı bilen bir Hidrojen’le başlıyor. Bir gün Oksijen’le karşılaşacağını biliyor; ama bilmek yetmiyor, kalbi tereddütle dolu. Ya karşılık bulamazsa? Ya birleşme sandığı kadar mümkün değilse?
Ve karşılaşma gerçekleştiğinde anlıyoruz ki; gerçek birleşmelerde taraflar artık eski hâllerinde kalmaz. Ne Hidrojen Hidrojen olarak kalır ne de Oksijen yıkıcı gücünü sürdürür. Birlik, dönüştürür. Ve su doğar. Hayat böyle başlar.
Su olmak kutsaldır; çünkü yaşam onunla nefes alır. İnsan, kendini yaratılmışın merkezinde zannederken aslında varoluşun en sessiz gücünü gözden kaçırır. Oysa güçlü olan, suyun kendisidir.
Su direnmez; akar. Yolunu zorlayarak değil, teslim olarak bulur. Buhar olur, yağmur olur, kar olur… Şekil değiştirir ama özünü kaybetmez. Can verirken kendinden eksilmez.
Kitap bize şunu fısıldıyor:
Gerçek güç kontrol etmekte değil, akışta kalabilmektedir.
İnsanın suya benzediği yerde; teslimiyet vardır, bilgelik vardır. Zamanı geldiğinde yaratıcı güce boyun eğmek, zamanın ruhuna karışmak ve akışa güvenmek gerekir.
Çünkü su olmasaydı, hiçbir şey olmazdı.
Ve belki de insan, suyu anladığı kadar insandır.
Bu kitabı gönülden tavsiye ediyorum.
Su gibi aziz olun.