·560 syf.····Okunma: 28 Aralık 2025 02:16 Gökyüzünde Nehirler Var
okurken bana şunu hissettirdi: İnsanlık sandığımız kadar yeni değil, sorularımız da acılarımız da çok eski…
Elif Şafak bu kitapta bizi alıp medeniyetin doğduğu yere, Mezopotamya’ya götürüyor Yazının, destanların ve ilk şehirlerin ortaya çıktığı topraklara… Ve tam kalbine Gılgamış Destanı’nı yerleştiriyor. Çünkü Gılgamış, ölümsüzlüğü arayan ilk insan, dostluğu tanıyan ilk kahraman. Bugün hâlâ “ölüm nedir, insan neden hatırlanmak ister?” diye soruyorsak, bunun kökü orada.
Farklı zamanlarda, farklı hayatlar okuyoruz ama hepsi görünmeyen bağlarla birbirine tutunuyor. Sanki gerçekten gökyüzünde nehirler var ve hepsi aynı hafızaya akıyor. Kitap boyunca su, sadece akan bir şey değil; hatırlayan, saklayan bir varlık gibi.
Ezidilerle ilgili bölümler ise insanın içini acıtıyor Tarih boyunca defalarca zulme uğramış, yok sayılmış bir halk… Aynı acının farklı çağlarda tekrar etmesi çok sarsıcı. Kitap bunu bağırarak değil, sessizce anlatıyor ama etkisi uzun süre geçmiyor.
Genel olarak bu kitap bana şunu düşündürdü:
Geçmiş, geçmişte kalmıyor. Mezopotamya’da başlayan hikâye bugün de devam ediyor. İnsan değişiyor gibi görünüyor ama acılar, korkular ve umutlar pek değişmiyor
Kolay okunan bir kitap değil ama bittiğinde insanda iz bırakıyor.
Hani bazı kitaplar vardır, kapatınca hemen unutamazsın…
Gökyüzünde Nehirler Var tam olarak öyle bir kitap