Gönderi

Puan vermedi·256 syf.··
2025 4. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 29 Aralık 2025 14:40
Bir Medeniyetin İnfazı: Taha Kılınç’ın "Kayıp Coğrafyanın İzinde" eseri, sadece bir seyahatname değil; bir halkın ruhuna saplanan paslı bir hançerin, modern dünyanın kör gözleri önünde çevrilmesinin belgesidir. Kitabı okurken boğazda düğümlenen o hıçkırık, sadece bir üzüntü değil, adaletin iflasına duyulan kutsal bir öfkedir. Kılınç bizi Kaşgar’ın dar sokaklarından Urumçi’nin yüksek binalarına götürürken, aslında adım adım silinen bir hafızayı önümüze seriyor. Kitapta anlatılan o insansızlaştırılmış şehirler, her köşesi kameralarla donatılmış "akıllı hapishaneler", camilerin kapısına vurulan kilitler ve ana dili yasaklanan çocukların sessiz çığlığı, okurun zihninde birer kor ateş gibi yanmaktadır. Kılınç’ın kaleminden dökülen; "akraba aile" projesi adı altında evlerin mahremiyetine tecavüz eden memurlar ve bir gecede ortadan kaybolan aydınlar, Çin’in sistematik barbarlığının en çıplak halidir. Bu, sıradan bir baskı rejimi değildir; bu, insanın Tanrı’yla, tarihle ve kendi benliğiyle olan bağını koparma ayinidir. Müslüman Türk’ün bin yıllık mimarisini "kentsel dönüşüm" yalanıyla yerle bir eden, Kaşgar’ın o kadim ruhunu turistik bir dekor haline getiren bu zihniyet, tarihin gördüğü en aşağılık asimilasyon makinesidir. Çin, yükselen binalarının betonuna Uygur Türklerinin kimliğini gömmektedir. Onların "İpek Yolu" hayali, soydaşlarımızın kemikleri üzerine döşenmiş kanlı bir asfalttan ibarettir. Kitabı okurken, o topraklarda çekilen her fotoğrafın arkasında bir korku imparatorluğunun gölgesini, her gülümsemenin ardında zoraki bir boyun eğişin sızısını iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Bu vahşet karşısında, "insan hakları" sakızını çiğneyen Batı’nın ikiyüzlülüğü şaşırtıcı değildir; ancak asıl kahreden, "kardeş" dediklerimizin o sağır edici sükutudur. Bugün Türkiye’nin, "reel politika" ve "ekonomik dengeler" gibi ruhsuz kavramların arkasına saklanarak Doğu Türkistan’daki bu varoluş mücadelesini geçiştirmesi, milli vicdanımızda kapanmayacak bir yara açmaktadır. Üç beş milyar dolarlık swap anlaşmaları ve ticaret hacmi uğruna, Kaşgar’ın feryadı Ankara’nın koridorlarında yankı bulamamaktadır. "Stratejik derinlik" masalları anlatanların, soydaşlarımızın derin acıları karşısında nasıl birer sığlığa hapsolduklarını görmek kahredicidir. Kendi soydaşını korumaktan aciz bir politika, tarihin mahkemesinde mahkûm olmaya mahkûmdur. Ancak bilinmelidir ki; tarih sadece zalimleri değil, en karanlık gecede bile parlayan direniş ruhunu da yazar. Çin yönetimi ne kadar teknolojik duvar örerse örsün, ne kadar asimilasyon fabrikası kurarsa kursun; Türk’ün hürriyet aşkını hiçbir "akıllı kamera" tespit edemez. Taha Kılınç’ın kitabında bize hatırlattığı o "kayıp" coğrafya, aslında bizim kalbimizde hala sapasağlam durmaktadır. Mete Han’dan bu yana süregelen o asil irade, Çin’in kâğıttan imparatorluğunu bir gün mutlaka yerle yeksan edecektir. Kürşad’ın kırk çerisiyle yaktığı o bağımsızlık ateşi, Doğu Türkistan’ın karlı dağlarında hala yanmaktadır. Gökyüzü çökmedikçe, yer yarılmadıkça Türk’ün töresi bozulmayacak, hafızası silinmeyecektir. Tekrar ediyoruz: Tarihin hiçbir evresinde köleliği kabul etmemiş olan Türk milleti; ne Çin’in kanlı parasına ne de demir yumruğuna boyun eğmeyecektir. Geçmişten bugüne ve sonsuza dek, Türk asla eğilmeyecek, hiçbir Türk Çin’e diz çökmeyecektir!
Kayıp Coğrafyanın İzindeTaha Kılınç · Ketebe Yayınevi · 20251,105 okunma
·
42 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.