·384 syf.··Beğendi
···Okunma: 30 Aralık 2025 10:49 Herkese merhaba. Serinin ikinci kitabıyla karşınızdayım. Hiç uzatmadan yorumuma geçiyorum.
Isabella, yirmi sekiz yaşında,kendi tutkularının peşinde koşarken hayata tutunmaya çalışan genç kızımız. Bu hayatta henüz nerede olduğunu çözemeyen, içten içe özgüvensiz, her şeyde başarısız olduğunu düşünen ama en ufak bir destek alsa her şeyi başarabilecek bir karakter.
Kai, hırslı, çetin, soğuk savaş tanrısı gibi ortalıkta gezinen başarılı bir iş adamı. Kibirli diyebilir miyiz belki biraz ama bunda asla haksız değil. Adamın hayatında 'kaybetmek' kelimesi yok. Buna yer yok. Bir kere oluyor ve onda bile kaybetmiş diyemiyoruz çünkü hileyle kazanılmış bir savaş galibiyet değildir sonuçta.
Öncelikle birinci kitapta fazlasıyla gördüğümüz Kai ve Isabella'nın beni yanıltmadığını görmek mutluluk verici. Kai sen gerçekten mükemmel bir adamsın. Muhtemelen en naif, en düşünceli en yeşil bayrak adamsın. Isabella senin gibi bir adama rastladığı için çok şanslı. Birbirinizi bulmanız bir yılı bulmasına şaşırdım. Birbirinize dayanmanız daha kısa sürer sanmıştım. Aranızdaki elektrik bir önceki kitaptan dahi hissediliyordu. Onca olaya onca kaosa rağmen, başında onca bela olmasına rağmen yine de Isabella'dan asla vazgeçmedin sana helal olsun. Isabella korkularına yenildi. Kendisinden korktu, değişimden korktu, yapamayacağından korktu, seni dibe çekmekten korktu ama sen tamamen ona teslimdin. Hep içimden 'acaba Kai ne zaman sıçıp batıracak' dedim ama onu bile yapmadın ya sana helal olsun.
Isabella'yı en başından beri desteklemen, ona kendini senin gözünden göstermeye çalışman çok tatlıydı. Önce aileye özel alanını verdin, ona en kıymetli parçayı yani daktiloyu verdin, Isabella'nın kendisi için hiçbir zaman yapmayacağı şeyi yapıp sana okuman için verdiği taslağı en önemli yayın evine gönderdin... Bu hayatta arkadaşları dışında ona inanmayan kimse yokken, sen ona kol kanat gerdin. Ne istediğini biliyordun ve bunun peşinden gittin. İlişkiniz herkesten ve her şeyden uzak bir şekilde ilerledi. Bu çok anlamlıydı. Gizli değildi ama açıkta değildi. Birbiriniz için yaptığınız şeyler her zaman çok anlamlıydı. Sağlıklı bir ilişki yürüttüğünüzü düşünüyorum. Keşke biraz arkadaşlarınızla da görseydim sizi. Yani grup olarak. O malum heykel sahnesi buluşmasını saymıyorum orada Ava ve Alex'i bile gördük :D çok ikonik bir sahneydi.
Hayat bazen böyledir. Herkes başarıyı hedeflemez. Herkes bu hayatta bir amacı belirlemez. Bazen boşlukta kalırsın. Kendini sorgularsın, bu hayatta ne yapmak istediğini hiçbir zaman bilemeyeceğin anlar olur. Kendini zihninin içinde kaybedersin, sistemin belirlediği düzene kendini ait hissetmezsin. Belki gerçek sen gözünün önündedir ama toplum yüzünden bunu göremezsin. Yargılanacağından, sistemin seni ekarte etmesinden korkarsın. Ama öyle değil. Sen arkadaşlarına bakıp her 'onların bir düzeni,düzenli işi ve hayatı var benim neden yok' dediğinde benim iç sesim oldun. Ben de yirmi yedi yaşımdayım ve hayatın neresinde olduğumu hala anlamadığım o yerdeyim. Herkesin düzenli bir hayatı, kendini bulduğu bir yeri var. Çalışıyorum ama kendimi buraya ait hissetmiyorum, kitap yazıyorum ama hiçbir zaman bitirebilecekmiş gibi hissetmiyorum, kitap okumayı çok seviyorum belki bununla ilgili bir şey yapabilirim diyorum ama geç kalmış hissediyorum, profesyonel olarak voleybol oynayacak evreye geldiğimde çok sevmeme rağmen işler ciddileştiğinde bırakmıştım. Organizasyon düzenlemeyi çok seviyorum ama bununla ilgili hiçbir zaman adım atmadım. Sosyal medya, edit,fotoğraf... bunlara devam etseydim çok farklı yerde olacağımı biliyorum ama etmedim. Yani Isa, seni okurken aslında kendimi okuyordum. Ve şimdi çalıştığım işimden istifa edeceğim. Sonrasıyla ilgili hala bir planım yok. Başka bir işe gireceğim ama orası da yine ait olmadığım bir yer olacak muhtemelen. Ama dünyanın yüzde kaçı kendini ait hissettiği yerde ki zaten ? :)
Umarım herkes ait olduğunu hissettiği o yer her neyse kavuşur. Yazarın eline, emeğine, kalemine sağlık diyorum. Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar. ÇokçaKalppp>>>>>>