120 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Kitabı sevmedim ama bana bir çok şey düşündürdü. İNK kitabının zamanla ilgili açıklamalarına inanıyorum: uzayda, âlemlerde asli zaman denen hakiki, gerçek ve tek bir zaman akışı var. İnsanlar bu asli zaman akışı içerisinde doğdukları andan öldükleri âna dek bir nokta üzerinde çemberler çizerek ölümlerine doğru yol alıyorlar. Öldükleri an aslında asli zamanda ilerlenmiş olmuyor. Ama bize yaşadığımız süre çok uzunmuş gibi geliyor.

Kitapta da zaman makinesiyle çok çok ileriki tarihlere yolculuk yapılıyor ve orada dünyanın, insanlığın geleceğiyle ilgili yazarın öngörü ve hayâl gücünün örneklerini okuyoruz. Yanlış zamanda okumuş olabilirim, ya da doğru zamandı ama yazara ısınamamış olabilirim. Ama bana hatırlattığı şeyler oldu: öncelikle Spielberg'ün Yapay Zekâ filminin son kısımları...ayrıca her zaman en sevdiğim dizi olan Battlestar Galactica'nın tamamı. Scalzi'nin Yaşlı Adamın Savaşı kitabı. Bir de kendi zaman makinemizi; hafızamız ve hatıralarımızı. İleriye gidemeyen bir zaman makinemiz var, işte onunla geçmişe dalıp dalıp gidiyoruz. Ve nasıl bilimkurgu yazarları gelecekle ilgili öngörüleri ya da hayâl güçleriyle bizi hayâli mekânlarda dolaştırıyorlarsa biz de sürekli hatırlayan ya da geçmişe dönen belleğimizle gezinir dururuz. Bu bellek görüntü ve kelimelerle geçmişi döndürür, geçmişimiz ya hakikaten olduğu gibi, ya da hatırlamayı sevdiğimiz gibi gözümüzde belirir, yaş ilerledikçe belki gerçekle hayâl de birbirine sarınır, bir süre sonra belki bir manası da kalmaz hangisiydi diye düşünmenin...

Kitapta bilim adamının korkutucu zaman yolculuğu edebiyatta, bilimkurgudaki tek örnek değil muhakkak. En ürkütücü yolculuklardan bir tanesi de Arthur C.Clarke'ın 2001:Bir Uzay Efsanesi'ndeki yolculuktu. Kubrick'in de sinema klasiği olan 2001'in renkleri fotokimyasal yöntemle yenilenmiş ama hiç bir kurgu ya da efektle oynanmamış 70 mmlik analog versiyonu mayıs ayında Cannes film festivalinde gösterilecek. Bu filmi izleyenler filmin son kısımlarında bitmek bilmeyen renk cümbüşünde nasıl kaybolup gittiklerini hatırlayacaktır. 2001'de, Maymunlar Gezegeni'nde, Zardoz'da hep yolculuklar vardır. Bilimkurgu hep bir gitmek meselesinden söz ediyor gibi. Ursula K. Le Guin'in Mülksüzler'inde de Shevek kapitalist dünyaya gider. Zaman makinesine binmeseler de bu bilimkurgu karakterleri H.G.Wells'inki gibi bir gelecek tasviri yaparlar: bugünden çok farklı, başka kuralların olduğu, belki başka sistemlerin geliştiği, hatta ölümsüzlüğün bulunduğu ya da insan türünün hakimiyetini kaybettiği düşündürücü, belki korkutucu ama Le Guin örneğinde görüldüğü gibi insana umut da verebilen tasvirlerle dolu gelecekler...Galactica'da insanın köklerini keşfetmek için sonsuz uzayda devasa ve çok güzel bir nuh'un gemisi olan savaş yıldızı Galactica ile yuva arayışını anlatır. Bilimkurgular acaba hep bir burada ve şu anda olan, olduğu gibi olmasa ve başka şeyler olsa, başka şeylere dönüşse herşey arzusu ile mi yazılıyor? Belki de... ama bu örneğe uymayan bir sürü bilimkurgu kitabı da büyük olasılıkla vardır. Benim okuduklarımda ya da izlediğim bilimkurgu dizilerinde gördüğüm ortak noktalardan birisi de buydu ama.

Herkese iyi okumalar.