Werther, kitabın başlarında kendisine âşık olan genç kızı anlatırken son derece rahattır; karşılıksız bırakılmış bir kalbin ağırlığını hiç tanımıyormuş gibi, durumu mektubunda neredeyse eğlenceli bir anekdot olarak aktarır. Başkasının acısı onun için romantik bir ayrıntıdan öteye geçmez. Ancak Lotte’ye âşık olduğunda aynı kayıtsızlığı gösterecek gücü bulamaz. Bu kez reddedilen taraf olmanın dayanılmaz ağırlığını keşfeder ve daha önce küçümsediği duygunun insanı nasıl içine çekip boğabildiğini görür. Başkasının aşkını hafife alan Werther, kendi karşılıksız aşkıyla baş edemedikçe bu duyguyu bir felakete dönüştürür ve hikâyesi, onu geri dönüşü olmayan bir sona doğru sürükler.