Çocukluğumdan lise yıllarıma kadar okumaya aşırı düşkün biriydim. Her türden kitap okur, çoğu zaman “bir sayfa daha” diyerek kendimi uykusuz bırakırdım.
Üniversitede ise okumadan uzaklaştım.
Neden mi?
Okumak işlevsel olmalıydı da ondan. Artık sadece alan kitabı okumalı ve “kendi gelişimimi” önceliklendirmeliydim.
Tabii bu süreçte okumaktan soğudum. Artık keyif aldığım bir deneyimden çok, yalnızca bir araç hâline gelmişti.
Bu sene ekim ayında ise bir anda o sevdiğim romanlara dönmeye heveslendim.
Peki ne mi oldu?
Hem harika yazarlarla ve kültürlerle tanıştım hem de, artı olarak, alan okumalarımdan da daha fazla keyif almaya ve verim elde etmeye başladım. Üstelik amacım bu bile değildi.
Kısacası, 2025’te edindiğim en iyi düşünce:
“Hayat işlevsellikten ibaret değildir.”