Gönderi

9/10
·656 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
Dan Brown, anlatının ritmini bilgilerle/verilerle kuran bir yazar. Zaten çok satan romanlarının matematiği de burada yatıyor. Olaylar kadar, karakterlerin keşfettiği kavramlar da gerilimi okur için sürekli tırmandırıyor. Da Vinci Şifresi’nde bu vazifeyi sanat tarihi üstlenirken, Sırların Sırrı’nda bayrağı nörobilim ve kuantum felsefesi devralıyor. Brown, romanın her bölümde yeni bir kavramı okurun önüne atıyor, sonra bu kavramı bir sembol yahut mekânla ete kemiğe büründürüyor. Romanın en kuvvetli tarafı, Dan Brown’un bilimsel materyalizme karşı ortaya attığı o itiraz: “Bilim fiziksel olmayan olayları incelemeye başladığı gün, bir yüzyılda kaydettiği ilerlemeden fazlasını, on yılda kat eder.” Tesla’dan yapılan bu alıntı bir manifesto maddesi gibi. Fakat bu tavrın edebî olana etkisi hâlâ tam olarak tartışılmış değil bence. Dan Brown gibi yazarlar hâlâ kalıplaşmış aynı anlatı formülüne sâdık kalıyorlar: Gizemli bir ölüm, sembollerle örülü bir şehir, bilginin peşindeki kahramanlar. Ve bu yapı, mesela mevzumuzun merkezindeki Sırların Sırrı’nı bir “yeniden yazım” hissinden kurtaramıyor. Karakter derinliği meselesinde Brown hâlâ sığ sularda. Golem çoğu okura dikkat çekici bir figür olarak görünecek olsa da aslında mitolojik bir makineden farksız. Langdon ve Katherine ise romantik gerilim dışında pek bir değişim göstermiyorlar. Şunu söyleyebilirim, Dan Brown bu son romanında artık, sembolleri dış dünyada değil de, insan zihninin kıvrımlarında arıyor. Brown, modern çağın bilimsel mitolojisini oluşturabildi mi sizce? Çünkü bence ulaşmak istediği hedef bu. Peki, bu suali bir de şu açıdan soralım: Sinema sanatı olmasaydı, Dan Brown daha mı çok okunurdu, daha mı az okunurdu ve modern çağın bilimsel mitolojisini kurma isteğini sadece romanlarıyla başarabileceğini düşünür müydü?
Alıntı
Sırların SırrıDan Brown · Altın Kitaplar · 20253,936 okunma
·
315 Gösterim
Yorumlar
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.