·132 syf.····Okunma: 02 Ocak 2026 18:01 Agustina Bazterrica’yı Leziz Kadavralar ile tanıdıysanız, onu insanın sınırlarını zorlayan, rahatsız edici ama bir o kadar da çarpıcı bir yerden hatırlıyorsunuzdur. Ben de öyleydim; yazar bende uzun süre dağılmayan bir sersemlik, tuhaf ama kalıcı bir hayranlık bırakmıştı. Değersizlere bu yüzden biraz yüksek bir beklentiyle başladım. Sanırım hatayı da tam olarak burada yaptım.
Değersizler, yapay zekânın ardından gelen büyük bir elektrik kesintisiyle çöken dünyanın sonrasında, hayatta kalan kadınların sığındığı bir manastırda geçiyor. Ancak burası bildiğimiz şefkatli, koruyucu mabetlerden değil; katı bir hiyerarşinin hüküm sürdüğü, bedensel acının kutsandığı, karanlık bir kapatma alanı. Bu dünyada karakterler yok, isimler yok; yalnızca rütbeler var: Hizmetçiler, Değersizler, Aydınlanmışlar. Ana karakterimiz, bu baskıcı düzenin içinde hayatta kalmaya çalışırken tuttuğu günlük aracılığıyla bize hem dışarıdaki yıkımı hem de içeride kurulan teolojik şiddeti anlatıyor.
Aradığımı tam olarak bulamamamın nedeni, metnin bir anlatıdan çok bir ayin gibi ilerlemesi olabilir. Ağır aksak, tekrarlara yaslanan ve büyük ölçüde atmosfer kurmaya odaklanan bir metin bu. Ama belki de unuttuğum şey şu: İlk çarpışmanın etkisi her zaman başka oluyor. Bazı yazarlar ikinci kez aynı yerden vurmaz, yalnızca yarayı başka bir biçimde yoklar.