Lise zamanlarımda okumuş olduğum, olay örgüsünü net bir şekilde hatırlayıp da adını hatırıma getiremediğim bir kitaptır. Bugün tesadüfen karşıma çıktığında aaa bu o kitap değil miydi dedim kapağına bakıp. Nitekim incelemelere bakınca öyle olduğunu gördüm.
Karakterin arada kalmışlığı kendi değerlerini düşüncelerini savunamayışı, nereye çeksen oraya gidişi bir insanın kisiliğinin şekillendiği ergenlik yıllarında çokça zoruma gitmişti.
Ne kocasının karşısında kendi dini ve kültürel değerlerini tam anlamıyla savunabiliyor ne de daha ilk tanıştıkları anda kendisini kınayan elestiren din hocası Semra Hoca karşısında kendini savunabiliyordu.
Dahası öğretici olayım derken seküler kesimi, laikliği eleştiren bir kitap olmuş çıkmıştı. Misal Semra Hoca daha kapıdan yeni girmiş birine yılbaşı eğlencesinden geldiği belliyken igneleyici bir tutumla düğünden geliyorsuniz galiba diyor. Kadın da hayır yılbaşı diyince 2 kez üzüldum diyor. İlki tesettürü olmamasınaymış ikincisi yılbaşı eğlencesi yapmasıymış. Ama öyle bir üslup varki kadın diyor siz ilk karsılastığınız birine hep mi bòyle davranırsınız? O da iste tesettürün bildirildiği sureyi ayeti soyleyip bizim Allahın vahyini yer zaman müsaitlik gözetmeksizin yaymamız icap eder, benzeri bir cümle kuruyor. Ancak dinimizin hoşgörü dini olduğu her düşünceye ve kişinin kendi sectiği yola saygı duymanın önemi kaybolup gidiyor. Seküler kesim aba altından sopa gösterilerek yargılanıp kötü gösterilip eleştiriliyor. Seküler kesim içinde muhafazakâr kesim vebalıymıs gibi gösteriliyor. Dinin anlatımı muhafazakar ve seküler kesimin karsılastırılmasıyla hatta ve hatta çatıştırılmasıyla yapılıyor. Sonu bile manidar... din yoluna dönen Serra mutlu huzurlu bir hayata kavuşmuşken kocası eskisinden de mutsuz... Serra'nın dini bütünlüğü sayesinde nihayet mucizesi gercek olmusken Emre hala soğuk bir hayat sürmekte... evet bazılarının dini kaidelere uymaması dunya hayatında cezalandırılacaktır ama bu kati değildir. İmtihan her zaman mutsuzlukta da değildir. İman sadece görünüşte de değildir. Tesettürlü veya tesettürsüz seküler veya muhafazakâr kisinin Allah katındaki değerini kimin kimden yukarda olduğunu kimse bilemez.
Hepsi bir kenara bir doktor olarak kocası ablasının ölümü için sağlığına daha dikkat etseydi belki daha uzun yaşardi dediğinde Serra profilaktik tıbbın ölüm konusunda bir anlamı olmadığını söylüyor. Lakin dinimiz tevekkül dini olduğu kadar tedbir dinidir. Kader ve kaza iki ayrı dini terimdir. Kişinin kaderi bellidir lakin bu kader zaten kişinin kendi aldıği kararların sonucudur. Allah baki ve külli olduğu icin kişinin gecmisini de geleceğini de görüp kader defterini eline vermiştir. Kaza ise kişinin hayatında kaçınılmaz olaylardır. Evet ölüm de bunlardan biridir. Lakin ölüm bile kisinin kararlarının neticesinde gerçekleşebilir. İntihar bunun örneğidir. Ayrıca savasların olduğu bir memlekette ölüm oranının fazla olması, hijyenin ve tıbbın gelistiği ulkelerde ölüm yaş ortalamasının fazla olması gibi seyler gösterir ki profilaktik tıp önemlidir. Din ve bilimi birbirinden ayırmaya örnek bir kitap olduğundan sinirime fazlaca dokunmuştur.
Edebi açıdan dilinin zarifliği göz doldurucu ve üslubu şık olmasıyla birlikte yer yer bilgi bombardımanına tuttuğundan boğucu olabilir de. Bir romanın içinde her yerden bu kadar bilginin daha doğrusu ansiklopedik acıklamanın olması yorucu hatta bazen sıkıcıdır. Sonuç olarak güzel bir konu daha güzel işlenebilecekken ve daha geniş bir kitleye hitap edebilecekken almış olduğu iğneleyici tavırdan ötürü zayıf ve subjektif kalmıştır.