Venezuela olayı artık iç mesele falan değil, resmen küresel bir kovboy filmi olmuş.
Düşünün: Seçilmiş bir devlet başkanı, Nicolas Maduro, karısı Cilia Flores’le birlikte yatakta uyurken, Delta Force ekipleri helikopterlerle Caracas’a iniyor, Fuerte Tiuna üssünü basıyor, adamı ve eşini alıp USS Iwo Jima gemisine, oradan da New York’a uçuruyor. Operasyonun adı bile “Absolute Resolve” – yani “Kesin Çözüm”. Trump da basın toplantısında “Başarılı oldu, şimdi Venezuela’yı biz yöneteceğiz” diyor, petrol şirketlerini sokacağız diye ekliyor. 1989’daki Noriega operasyonu gibi, ama bu sefer 2026 versiyonu.
Mesaj çok net: Egemenlikmiş, uluslararası hukukmuş, devlet başkanı dokunulmazlığıymış… Eğer çıkarlara uymuyorsa, bir gecede rafa kalkıyor. Ambargo ayrı, diplomatik baskı ayrı, ama doğrudan askeri baskın? Bu artık kırmızı çizgiyi geçmiş, yeni bir lig.
Artık soru “Maduro suçlu mu?” değil. Soru şu: “Yarın sıra hangi ülkede, hangi lidere gelir?” Çünkü uluslararası hukuk diyor ki, görevdeki bir başkan kendi topraklarında dokunulmaz, başka ülkede yargılanamaz. Ama güç devreye girince bunlar hikaye oluyor.
Bu sadece Maduro’ya değil, bütün orta boy ülkelere, petrolü-minerali olan ama askeri gücü zayıf olanlara bir uyarı: “Kaynağın varsa ama bizimle uyumlu yönetmiyorsan, egemenliğin geçici.” Venezuela’nın devasa petrol rezervleri boşuna gündeme gelmiyor – Trump açık açık “Biz petrol altyapısını düzelteceğiz, para kazanacağız” diyor.
Sonuç mu? Dünya artık kurallara değil, fayda-risk hesabına göre dönüyor. Seçilmiş olmak, tanınmak yetmiyor; güç lazım. Bu emsal bir kere yaratılınca, yarın su için, nadir metaller için aynı şey olur. Devletler de korkudan daha fazla silahlanır, daha kapalı hale gelir – sonuçta hukuk korumuyorsa, kendini koru derler.
En komiği –ya da korkuncu– şu: Bu olay herkesin kafasında “Ya bana da yaparlarsa?” sorusunu döndürüyor. Hukuk güçten zayıf kalınca, kimse güvende değil. Sıradaki kim olacak, belli değil.
Venezuela dosyası kapanmadı, aksine yeni bir dönemin fragmanı gibi. İzlemeye devam…