Puan vermedi·144 syf.··
Beğendi
·
2022 26. kitabı
Silahlarla ülkeler, kitaplarla gönüller fethedilir. Kitaplar dünyayı değiştirmek için silahçılardan etkilidir. Ülkeler silahlarla fethedilir ama kitaplarla korunur. İslam, kadının şanını yüceltip değerini artırmıştır. Onu erkeğin kardeşi ve hayattaki ortağı kabul etmiştir. Kadın erkekten de erkek de kadından bir parçadır. "Siz birbirinizdensiniz" (Ali İmran 195) İslam, bütün insanlığın ve bütün zamanların dinidir. Bu din, yeryüzünde kula kulluğu yok etmek, şirk ve cehalet karanlığında debelenen insanlığı kurtarmak için gelmiştir. Bu din, kadın-erkek, karı-koca, zayıf-güçlü, zengin-fakir, amir-memur, işçi-patron kısaca kim olursa olsun ve hangi konumda bulunursa bulunsun herkes için rahmettir. Evet bizi yıkan batılılaşma hastalığıdır ve bu hastalığın en çok sirayet ettiği alan da kadın ve ailedir. Bu nedenle Müslüman kızlarımıza gereken değeri vermeli ve onları Rabbani metod üzere eğitmeliyiz. Ateşin ve demirin yıkamadığı bir düşünce haline gelmişti. Ateş ve demir zaman içinde oluşmuş bu düşünceyi yıkamamış ve bu binanın üstünlüğü alçak tağutları ezmişti. Tuğyan gidip kardeşler gelmişti. Tekrar tekrar tağutlar kardeşlerden bazılarının içlerine casus olarak sızdılarsa da her defasında bu casuslar ağaçtan kuru bir yaprağın düşmesi gibi düştüler ve safların arasına giremediler. Kim olursa olsun, kadınla erkeğin vücut ve ruh yapısının aynı olduğunu iddia edebilir mi? Yine bir kimse, annelik ve babalık hadisesine inandığımız sürece hayatta kadının rolünün erkekle aynı olduğunu iddia edebilir mi? ​İslam, kadına esas olarak tabii bir vazife vermiştir. Bu da evin iç idaresi ve çocuk terbiyesidir. Kadın bir genç kız olarak aile olmak için hazırlık yapar. Bir eş olarak evine, kocasına ve çocuklarına ait olur. Bütün zamanını evine ayırır. O evinin efendisi, idarecisi ve kraliçesidir. Senin inancına ve fikrine uymayan parti ve cemaatlerden tamamen uzak durmalısın. Özellikle böyle yapman emredildiğinde mutlaka bu emre uymalısın. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'in "Cihadın en faziletlisi zalim sultana karşı hakkı konuşmaktır"^{51} hadisi sözle cihadın ne kadar mühim bir görev olduğuna işaret etmektedir. Mücahade hem el ve hem de lisanla olur. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bu hususta "Dilinizle ve elinizle cihad edin" buyurmuştur.^{64} Üç kısma ayrılır: ​Görünen düşmana karşı cihad (münafık ve kafirler) ​Şeytana karşı cihad ​Nefse karşı cihad Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)'ya kadınların cihad etmesi ile ilgili soru sorulduğunda şöyle demiştir:"Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e dedim ki:"Ey Allah'ın Resulü! Biz cihadı amellerin en faziletlisi olarak görüyoruz. Cihad etmeyelim mi?" ​Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:"Hayır! Fakat siz kadınlar için cihadın en faziletlisi makbul olan bir hacdır" Müslüman kadının yapacağı en ulvi şey çocuklarına annelik yapmasıdır. Annelik, en üstün kariyer ve en kutlu görevdir. Yıllardır çeşitli hile ve desiselerle evinden ve ailesinden kopartılmak istenen müslüman hanımların bu kutsal görevlerini küçümsememeleri gerekir. Bilmeliler ki müslüman kadın için annelikten daha ulvi bir görev yoktur. Hayber gazasında da müslüman kadınların rolünü unutmamak lazımdır. Eğer savaşlarda bile kadının rolü varsa Allah’a davet hususunda kadının rolünün daha ön planda olması gerekir. Bu hadis-i Şerifte geçen cihad bizim siyasi cihad diye anlattığımız cihad türüdür. Çünkü zalim devlet adamına hakkı söylemek düzenin daha iyi, adil işlemesi için verilen cihaddır. ^{123} Öyle ise Müslüman hanımlar yaşadıkları ülkenin kimler tarafından idare edildiğini de görmek ve ona göre tavır belirlemek zorundadırlar. Konferanslarda asıl olan hatibin samimi olması kendi kalbinden, dinleyicilerin kalbine, kendi aklından, dinleyicilerin aklına gerçekleri nakletmesidir. Hitabet bu samimiyet içerisinde olursa bütün insanların kalbine İslam dolar. ​"Cami ve evlerde verilen derslerin büyük yararı vardır. Bunlar davet için en güzel araç olduğu gibi, sapık fikirlerden arınmak için de en önemli bir vesiledir." Gerçekten de bazen muhatabımızın bir yanlışını düzeltmeye kalktığınızda o hemen savunmaya kalkışır. Siz üstüne gittikçe o da yanlışına iyice sarılır. Eğer cedelleşmeye devam ederseniz ya o kazanacak ya da siz. Siz cedelleşmeyi kazanırsanız adamı kaybedeceksiniz. Halbuki maksadınız bu değil. Cedeli değil adamı kazanmak maksat. Fakat kitap böyle değildir. Eğer okunursa kitap sözlü ifadelere göre daha ciddi ve münazaradan uzak bir ortamda okuyucusunu ikna bakımından daha etkilidir. Özellikle hergün İslam'a küfreden, müslümanların her türlü haktan yoksun bırakılıp, sokaklarda dahi dolaşmasına tahammülü olmayan, üniversitelerden, okullardan, devlet dairelerinden İslam'ı anımsatan, İslam'a ait ne varsa hepsinin silinip atılması, kovulup kapı dışına konmasını isteyen, bir valinin namaz kılmasını irtica suçu sayan gazete ve dergilerin yüzde 99.5'i müslüman sayılan bu ülkede bu kadar çok satması büyük bir tezaddır. Bu hadise aynı zamanda basının gücünü göstermekte, camiye giden müslümanların kafasını nasıl esir alıp, sarhoş ettiğini ispatlamaktadır. Bilgi çağı denilen günümüzde televizyonlar, her evde bir fesad atmosferi oluşturmakta, insanların beyinlerini dumura uğratmaktadır. Ne sohbet, ne ziyaret, ne ibadet kaldı evlerde. Bu büyük tehlike özellikle çoğunluk vaktini evde geçiren kadınları daha çok etkilemektedir. Salih bir çevre edinememiş müslüman hanımların televizyonkolik olmaları işten bile değildir. ​"Ey Allah'ın Rasulu! Hurma yemekten ciğerlerimiz kavruldu" demişlerdi de Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): ​"Peygamberiniz hurmadan başka bir şey mi yiyor? İki aydan beri azığımız sadece hurma ve sudur" buyurmuştur.^{157} ​"Resulullah'ın karnı hiçbir zaman buğday ekmeği ile doymadı." Bütün Nebi ve Resullerin tabileri her şükreden mütevazi zenginler ile sabırlı, zayıf fakirler olmuşlardır. Çünkü bir cemaat üyesi olmayan kişi bütün grup ve cemaatlerin orta yerinde bulunur. Cemaat mensubu ise merkezden bir tarafa yönelmiştir. Onu tesir merkezine çekmek ise cemaat mensubu olmayana göre çok daha zordur. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem):"Kimi İslam’a çağırdıysam mutlaka, hoşnutsuzluğunu gösterdi, tereddüt etti, baktı. Ebubekir hariç. O kendisine söylediğimde, hesap yapıp beklemedi ve asla tereddüt etmedi." Rakusiyye; Sabilik ve Hristiyanlık arasında bir dindir. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) üç günden daha az bir vakitte hatim indirilmesini nehyetmiştir. "Her gün, Kur'an-ı Kerim'den bir cüzden az olmamak şartı ile belli bir miktar Kur'an okumalısın. En az ayda bir hatim yapmalısın, yapacağın hatim üç günden az zaman da olmamalıdır." Vaaz ve nasihat etmeyi murat etmese bile kadın çocuğun ilk örneğidir. Çocuk çok süratli bir şekilde onu taklit edip, onun halinden tesir altında kalır. Çocuk, kadına dininden sonra ikram edilen emanetlerin en azizidir. Kadına 'Çocuğunu hayır üzerinde yetiştir' demeyeceğiz. Bilakis kadına, 'Kendini hayır prensipleri üzerinde yetiştir ve çocuğuna örnek ol' diyeceğiz. Erkek kendisi, hanımı, hamisi olmayan kız kardeşi, anne babası ve çocuklarının nafakasını temin etmekle mükelleftir. Buna karşılık mirastan 3/2 oranında pay alır. Kadın ise hiçbir maddi külfet altına girmez. Hatta zengin dahi olsa kendi iaşesini de erkeğe yükler. Buna göre koruma altına alınan erkek değil kadındır. Yüce Allah onun narin vücuduna maddi külfet yüklememiş kendisinin ve ailesinin nafakasından onu sorumlu tutmamıştır. Bir şeyden maksat ne ise hüküm ona göredir” diye bir Mecelle kaidesi vardır. Bu günün müslümanı maalesef şer’i hükümler konusunda çok cüretkar ve çok lakayd olmuştur. Büyük Şehid’in de işaret ettiği gibi yaptıkları hezeyanlara bir takım İslami kılıflar aramaya başlamışlardır. İşledikleri mel’anetler kendi şahsi günahları. Ama bunları helallik, mübahlık kılıfına büründürüp bir yaşam tarzı haline getirmeleri bütün ümmeti ifsad edecek çok büyük bir tahrif ve çok büyük bir fitnedir. Kur’an ve sünnetin nasıl anlaşılması gerektiği hususunda İslam’ın 1400 yıllık yaşamış bir biçimi vardır. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yaşayan bir Kur’an’dır. Ashab-ı Kiram’ın İslam’ı yaşama biçimi de ortadadır. Bütün bunları yok sayarak sosyete fetvacılarına kulak verip onların tarif ettiği tarzda İslam’ı yaşamak isteyenler ancak kendilerini kandırmış olurlar. ​"Batılıların uydurduğu ilk çağ, orta çağ, yakın çağ diye bir tarih sıralaması vardır. Batılılar bu sıralamaya göre orta çağ diye isimlendirdikleri tarih dilimini “karanlık çağ” olarak anarlar. Bu tabir onlar için tam yerinde bir nitelemedir. Zira bu dönemde İslam dünyası altın çağını yaşarken batılılar birbirlerini boğazlamakla meşguldüler ve henüz tuvalet ve banyoyu dahi görmemişlerdir. Batılılar ancak Endülüs ve Anadolu’ya yaptıkları haçlı seferleri sayesinde medeniyetten haberdar olmuşlardır. Ama daha sonra çok çalışmışlar, bilim ve teknolojide üstünlüğü ele geçirmişlerdir. Zaten hiçbir iktidar bir millet ya da devlette ebediyyen kalmaz. Nitekim Yüce Allah bu konuda "İşte bu günleri bazen lehe, bazen da aleyhe döndürüp duruyoruz." (Al-i İmran, 140)
Müslüman KızlaraHasan el-Benna · Ravza Yayınları · 20171,627 okunma
·
79 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.