Bahçıvan ve Ölüm
Çocukluktan gelen bir ölüm korkusu ile aylarca terapi alan bir kişi olarak son derece zorladı bu kitap beni.
Varoluşumuz, var olamayışımız bu kadar keskin bir dille anlatılınca 24 saat kitabı sindirmeye çalıştım. Hayat enerjisi hiç bitmeyen biri olarak yalnızca ölüme bir çare olmadığının, diğer her şeyin çözüleceğinin farkındayım evet. Ama yine de anlamayacağım ben. Reddediyorum ölümü.
Terapi alırken daha doğrusu almak için nedenlerimi sıraladığımda terapistimin ilk söylediği şey, bitmek bilmeyen gecelerde ebeveynlerimin nefes alışını dinlemek. Yorgun ve uykusuz geçen gecelerin sabahında işe gitmek zorunda olmak. Hayatı kaçırmak, bedenin sana tahammül edememesi..
Bu bir inceleme olmaktan çıkıyor sanki biraz :)
Kitap sana diyor ki ölümün karşısında edebiyatın, yazmanın, okumanın hatta sessiz kalmanın sana ne hissettireceğini sorguluyorum diyor. Gerçekten de sorgulatıyor.
Ölümün giden kişiyle ilgili olmadığını, kalan kişiye hayatı sorgulattığını apaçık okutturuyor sana.
Yıllar önce hangi kitaptı hatırlamıyorum ama bir kitapta şey diyordu. "Acı geçiyor elbet, fakat acıyı çekmiş olmanın acısı geçmiyor." Daha doğru az şey okudum bugüne kadar. Evet acıyı çekmiş olmak gerçekten geçmiyor.
*Herkes ebeveynini gömer hayalinde*
en bir türlü o düşünceye ulaşamadım, bedenim ile kafam senkron bir şekilde kriz geçiriyor bu düşünceyi zihnimde canlandırmaya çalışırken.
Bir nesil acıyı içinde yaşadı değil mi? Şimdilerin popüler kelimesi nedir? "Travma" Bana göre savaş yaşamış ve yokluk görmüş olan nesil hiçbir zaman anlamadı kendi acılarını, dile getiremediler, büyüdü de büyüdü içlerinde..
Şimdi bu incelemeye benzer olan şeyi yazarken, içimdeki tüm duyguları aktarırken bile bazı anlarda nefesim daralıyor. Çünkü kesin olacak şeyin ölüm olduğunun farkındayım evet ama hala kabullenmekte zorlanıyorum..
Georgı Gospodınov bu kitabıyla hayatta kalmış sanki. Bu kitabı yazmasaydı hiç kitap yazamayacağını hissettim. Fazla içselleştirmiş bile olabilirim.
Umarım layık olabildiğimiz kişilerden oluruz.
Keyifli okumalar.