Kapağından da tahmin edeceğiniz gibi, okuru bulmaca misali bir oyunun içine sürükleyen bir polisiye kurguyla karşı karşıyayız. Konu tanıdık gelebilir çünkü görünürde bu bir intikam hikayesi. Yıllarca planlanmış, titizlikle kurgulanmış, üstelik bir değil tekrar tekrar perdenin açılacağı bir cinayet zinciri var. Fakat kurgunun işlenişi ve karakterler tamamen sıradışı. Yazar burada klasik kurguların dışına çıkıp kendi tarzını ortaya koyuyor.
En ilginç yanı şu; adalet için çalışması gereken kalabalık bir ekip var ve herkes şüpheli. Evet evet, cinayeti çözmesi gereken herkesten şüpheleniyoruz kitap bitene kadar. Bir polisiye kurgunun olmazsa olmazı, sıradışı yöntemleri ve zekası ile öne çıkan bir başkomiser ya da dedektiftir. Kurgu ilerledikçe anlıyoruz fakat başta nedenini bilmediğimiz bir şekilde ilk cinayetten sonra, oldukça başarılı bir ekip varken bir de dışarıdan bir müfettiş atanıyor. Fuat karakteri sahneye girince; işte bizim cevval dedektif geldi diye düşünüyoruz ama ancak bu kadar yanılabiliriz. Adam, evlat olsa sevilmez denecek kadar sinir bozucu. Tamam, farklı yöntemleri olur da bu kadar çizginin dışına çıkmak, sadece diğer karakterleri değil okuru da delirtiyor.
Kitap sonlanıp, tüm gerçekler açığa çıkarken, aslında nasıl bir labirentin içine düştüğünüzü anlıyorsunuz. Bir kısmını çözmüş olabilirsiniz okurken ama asla emin olamıyorsunuz. Ama aslında kitap boyunca önünüze düşen mesaj, sonlarda çok net ortaya çıkıyor. Yıllarca intikam planı yapabilirsiniz fakat tüm planları gerçekleştirdiğinizde huzura kavuşabilir misiniz?Bitiş bir zafer midir, yoksa ne kadar kaybolduğunuzun belirtisi mi?