1950’lerin Kuzey Kore’si… Komünist yönetim altında, bireyin hayatının en küçük ayrıntısına kadar denetlendiği bir ülke. Yaşadığın yerden ayrılabilmek için izin alman gerekiyor; gençlerin Komünist Gençlik Kulübü toplantılarına katılması zorunlu. Rejime bağlılığı göstermek için kızıl kolluklar takan insanlar ve giderek yaklaşan kaçınılmaz son: savaş.
Julie Lee , Kore’de yaşananları özellikle annesinin deneyimlerinden yola çıkarak kaleme aldığı bu romanda, tarihsel bir arka planı güçlü bir kurguya dönüştürüyor. Romanın merkezinde Sora var. Baskıcı rejimden ve savaşın yıkıcılığından kaçmak için ailesiyle birlikte güneye doğru yola çıkan Sora, ilk bombalı saldırıda erkek kardeşi Youngsoo dışında tüm ailesini kaybeder. Ailesinin akıbetini öğrenemeden, yalnızca kardeşiyle birlikte hayatta kalma mücadelesine devam etmek zorunda kalır. Hikâyenin devamına dair ipucu vermemek, romanın etkisini korumak açısından en doğrusu.
Kardeşimin Koruyucusu , yalnızca bir kaçış hikâyesi değil; aynı zamanda Kore toplumundaki geleneksel yapıyı da gözler önüne seriyor Erkeklerin her zaman bir adım önde olduğu, kadınların ise hayatını zorlaştıran baskının çoğu zaman en yakınlarından ve hatta hemcinslerinden geldiği -sanırım bütün Doğu aynı- bir düzen anlatılıyor. En çarpıcı vurgu ise savaşın gerçek yüzü: Barış getirmeyen, aksine kan, gözyaşı, ölüm, ayrılık ve heba olmuş hayatlar bırakan bir yıkım.