·216 syf.····Okunma: 07 Ocak 2026 12:43 Bunu Düşünmek İstemezdim, daha ilk sayfalardan itibaren okurunu sessiz ama sürekli bir bekleyişin içine çekiyor. Kitapta yer alan ikiz kardeşlerden birinin intiharı, anlatının başından itibaren sezdiriliyor; bu olay bir sürprizden çok, yaklaşan bir fırtına gibi hissettiriliyor. Okur, sayfalar ilerledikçe bu kaçınılmaz sona alıştırılıyor ve belki de tam olarak bu yüzden intihar gerçekleştiğinde asıl ağırlık olayın kendisinden çok geride kalan kardeşin yaşadığı yas sürecine odaklanıyor.
Kitabın en güçlü yanı, yasın kısa, keskin ya da “aşılması gereken” bir evre olarak sunulmaması. Aksine yas; uzayan, tekrar eden, gündelik hayatın içine sızan bir süreç olarak anlatılıyor. Kalan kardeşin düşünceleri, başa çıkma çabaları, kendini ayakta tutmak için geliştirdiği küçük yöntemler uzun uzun aktarılıyor. Bu yönüyle kitap, kaybın ardından “nasıl devam edilir?” sorusuna net cevaplar vermektense, bu sorunun etrafında dolaşmayı tercih ediyor.
Metinde beni özellikle etkileyen detaylardan biri, yaşayan kardeşin eşiyle birlikte dışarı çıktıkları bir sahnede ortaya çıkıyor. Görmek istemedikleri bir kişiyle karşılaştıklarında, onu bir kukla gibi hayal etmeleri, gerçekliğini geçici olarak silmeye çalışmaları öneriliyor. “Onları kukla olarak düşünürsen aslında onları görmezsin” fikri, hem çocukça hem de son derece insani bir savunma mekanizması olarak metne yerleşiyor.
Genel olarak Bunu Düşünmek İstemezdim, yasın dramatize edilmeden ama hafifletilmeden anlatıldığı, okuru duygusal olarak yormadan derinleştiren bir roman. İntihar temasını merkeze almasına rağmen, asıl meselesi ölümden çok hayatta kalanların sessiz mücadelesi. Kitap, okurdan empati talep etmiyor; empatiyi kendiliğinden kurduruyor.