Sevda ÇiçeğiSıla Koçak
Merhaba kitap dostlarım…
Size daha önce kalemini okuduğum ve çok sevdiğim bir kitabın yorumu ile geldim. Ateşin Koynunda kitabını okurken gözlerim dolmuştu ama bu kitap… onun bile ötesinde, beni daha derinden sarstı.
Sevda’nın çaresizliği, yaşadığı yalnızlık ve içindeki kırgınlıklar kalbime çok dokundu. “Bu kadarına da insan nasıl dayanır?” dedim defalarca.
Ezel, Sevda’yı çok sevdi…
Onu koruyacağına dair yeminler etti, siper oldu, vazgeçmedi.
Ama Yavuz… Uzun zamandır okuduğum en zeki ama bir o kadar da en kötü karakterlerden biriydi. Maalesef hasta ruhlu oluşu, masum insanların hayatında onarılması zor yaralar açtı. Onun olduğu her sahnede içimde bir huzursuzluk, bir öfke vardı.
Ezel’in yüreği paramparça olmasına rağmen kızını tek başına hayata tutundurma mücadelesi;
Sevda’nın ise onlara bir türlü kavuşamaması…
İşte bu sahneler kitabın en can yakıcı, en duygusal anlarıydı benim için.
Bir kadının, kendi ailesinin içinde bu kadar yalnız kalabileceğini; bir evin, bir insan için bu denli cehenneme dönüşebileceğini bu kadar derinden anlatan çok az karakter okudum.
Sevda, sanki ateşten bir çemberin ortasında yaşamaya mahkûm edilmiş gibiydi. Acı kalbine yerleşmiş, keder bakışlarına sinmişti. Güvenmeyi unutmuş, sevilmenin ne demek olduğunu hiç öğrenememiş bir kadındı o.
Ezel Doğan ise dünyaca tanınan bir ressam ve fotoğraf sanatçısı…
Onun için güzellik hayatın merkezindeydi; ışık, renk, gölge…
Ama ne kadar güzel şey görürse görsün, içinde hep eksik kalan bir parça vardı. Ta ki bir çift yeşil gözle karşılaşana kadar.
O an, hayatında gördüğü hiçbir şeyin o bakışlardan daha güzel olmadığını anladı.
Ve Sevda Altınbaşak…
Sevda, Ezel’in kollarında ilk kez güvende olmayı öğrenirken;
Ezel de onu sevdikçe, yaralarına dokundukça kendi karanlığıyla yüzleşti.
Ama her mutluluk ihtimali, beraberinde korkuyu da getirdi.
Çünkü sevmek bazen cennete dokunmaksa, bazen de sevdiğinle birlikte cehennemde kalmayı göze almaktır.
“Sevda Altınbaşak, başıma gelen en güzel şeydi. Onu sevmek cennete dokunmak, ona dokunmaksa cehennemde olmak gibiydi…”
İşte bu satır, bu kitabın özeti gibiydi.
Bu kitabı okurken;
– içiniz sıkışabilir,
– boğazınız düğümlenebilir,
– bazı satırlarda durup derin bir nefes almanız gerekebilir.
Ama eğer yaralı ruhların hikâyelerini, acıdan doğan aşkları ve umutla sınanan kalpleri seviyorsanız…
Bu kitap sizi bırakmayacak.
Bazı hikâyeler mutlu sonla değil, kalpte bıraktığı izlerle tamamlanır.
Bu kitap da onlardan biri.