Sevim Burak/ Yanık Saraylar
Sevim Burak’ı ilk defa okuduğum için biraz yazar hakkında bilgi sunacagım
Ne yazar modern öykü akımının önde gelen isimlerinden biri okumuş olduğumuz kitapta böyle bir kitap
Kitapta parçalı bir dil kullanmış ve sembollerle çağrışımla ilerleyen bir yapısı var
Kitapta klasik anlamda bildiğimiz olay örüntüsü yok bu özellikler birleşince kitap okunması zor hale geliyor kitabı okurken dikkat seviyeniz en üst seviyede olmak zorunda
Ben kitabı okurken özellikle Seher Özkök hocamızın” teğeli öyküler, Sevim bırakın öğütler üzerine bir inceleme” kitabından çokça faydalandım
Sevim Burak özellikle işlediği temalara baktığımız zaman kadın kimliği ve bastırılmışlık, bellek travmalar toplumsal sınıf farklarını feminist bakış açısıyla sunar, bunu yaparken iskanınızdan beslenir özellikle Freud’dan ilk dönem açıklamalarını modern bir yaklaşım getirin Lacan dan beslenir bu özellikleri“ yanık saraylar” öykü kitabında da görüyoruz
Kitaba bakacak olursak
Sedef kakmalı ev öyküsünde Nuh peri hanım daha küçükken Ziyabey ve kardeşleri tarafından kurum Savaşı esnasında ülkesinden koparılmış yan yana bir köleyi anlatmaktadır
Nurperi hanım yılların yorgunlugu ile gerçeklerin farkında olmayan savunmasız bir hayvandır artık üstelik saçlarını da kesmiş kadın kimliğinin feragat etmiştir ziya bey de olmuştur elinde kalan tek şey toplum içinde var olabileceği tek yer evdir
Yanık saraylar; kitabı isminin de verin öyküdür bir yandan kadının toplum içinde var oluş sürecini irdeleyen öykü diğer yandan değişen kültürel düzen içinde kaybolan insanların durumlarını göz önüne sermek tedir
Yanık saray metaforu saray göç ihtişam düzen sistemi ifade etmektedir yanık ise çöküş bastırılmış duygular travmaları temsil eder yani bireyin ve toplumun içten çürümüş travmalara maruz kalmış yanmış yapıları anlatır
Ah yarab yehova ; bana göre en sıkıcı öykü hem anlıyorsunuz hem anlamıyorsunuz beyni yakan cinsten bir öykü
Bilal Bey’in sevgilisi Yahudi bir kız olan Zembul’un onun yakınlarının hayatları ile Bilal Bey’in tam anlamıyla konak artı olan ailesinin öyküleri bir günlük üzerinden aktarılır. Öykü erkeğin gözünden kadının konumu ve yabancılık olguları açısından önemli ayrıntıları içermektedir
Ölüm saati ; kitabın ilk baskılarında bu yükünün adı “iki şarkı” olarak geçiyor
Öykü‘nün gelinine baktığımızda bir iç hesaplaşması ve benlik bölünmesi ile karşılaşırız
Adam kendi cinsinin ön planda olduğu Atkin merkezi yerleştirdiği ve biçimlendirirdiği zamanın kadın tarafından algılamasını istememektedir kadının cinsini zaman içinde yer yoktur öykünün temel teması budur