·348 syf.··Beğendi
···Okunma: 21 Ağustos 2025 00:00 Hayat bu ya işte herkese pek de adil davranmıyor ne yazık ki... Peki sizce bu hikâyede en çok acı çeken kişi kim oldu? Eyüp mü? Pilar mı? Müesser mi? Eyüp'ün abisi mi? Kim?
Rüyalar Anlatılmaz, aslında hepimizin ailesindeki o "görünmez" bağları ve sessiz acıları anlatıyor. Eyüp adındaki karakterimizin geçmişi onun peşini bırakmıyor. Görmüş olduğu rüyaları hatırlayamadığı için aldığı psikolojik destekte doktoru kendisinden rüyalarını yazmasını istiyor. Kara deftere yazdıkları, apar topar eşinin yanından ayrılıp Barselona'dan İstanbul'a gitmesine sebep oluyor. Ve hikâyemiz bu şekilde başlıyor.
Bana göre kitabın kalbi, Barselona’da Pilar'ın kocası Eyüp ile sürdürdüğü hayatı ile Eyüp'ün Türkiye’deki kökleri arasındaki o devasa uçurumda atıyor. Pilar'ın Eyüp ile olan ilişkileri o kadar naif ama bir o kadar da hayatın içinden ki... İkisinin arasındaki o bağ, aslında uzaklaşmaya çalıştığımız her şeyin bizi nasıl bir arada tuttuğunu gösteriyor.
O "abi ve yenge" figürleri, aslında geleneğin, beklenenlerin ve bazen de o boğucu aile baskısının birer yansıması gibi. Kitapta rüyaların neden anlatılmadığı meselesi burada düğümleniyor. Çünkü rüyalar anlatılırsa gerçekler gün yüzüne çıkar, sırlar bozulur ve o özenle kurulan aile dengesi sarsılır korkusu var.
Nermin Yıldırım bu kitapta bizi sadece bir hikâyeye ortak etmiyor, aynı zamanda "Ev neresidir?" diye sorduruyor. Pilar’ın Barselona’daki o evinde mi, yoksa Eyüp’ün o karmaşık geçmişinde mi?
Kitaba o kadar ısındım ki bitmesin istedim resmen. Sindire sindire okudum. Dili, konusu beni o kadar çekti ki... Nermin Yıldırım'ın bir kitabını ilk kez okuyorum. Ancak o kadar yabancılık çekmedim ki... O kadar bizden ve içtendi ki... Beni ta ilk baştan içine çekti.
Kısacası ben Nermin Yıldırım'a, kitabına, diline bayıldım. Herkese tavsiye ederim. Umarım beğenirsiniz.
İyi okumalar...