Yanlışlıkla Mutlu, okuru nazikçe içine alan bir kitap değil; aksine hazırlıksız yakalayıp içten içe sarsan bir metin. Figen Alkaç, mutluluk fikrini baştan sorunlu bir yerden kuruyor ve daha ilk öykülerde bunun bir vaat olmadığını hissettiriyor. Metin ilerledikçe, gündelik hayatın sıradan görünen sahneleri altında biriken bastırılmış öfke, kırılganlık ve suskunluk görünür hale geliyor. Kitap, okuru rahatlatmayı değil, huzursuz etmeyi seçiyor.
Öykülerdeki dil yalın ama keskin; asıl darbeyi bağırarak değil, susarak vuruyor. Aile içi dinamikler, çocukluk izleri, kadınlık halleri ve söylenmemiş cümleler, okurun kendi hafızasına dokunacak kadar yakın duruyor. Bu yüzden kitap yer yer tetikleyici bir etki yaratıyor: okurken sadece metinle değil, kendi içindeki bastırılmış sahnelerle de karşı karşıya kalıyorsun. Bazı duyguların adı konmuyor ama ağırlığı fazlasıyla hissediliyor.
Yanlışlıkla Mutlu, “iyi hissettiren” kitaplardan değil; ama güçlü edebiyat tam da burada başlıyor. Bu metin, mutluluğu yüceltmek yerine onu sorguluyor; hayatta kalmanın, katlanmanın ve susmanın bedelini gösteriyor. Okurdan duygusal mesafe beklemiyor, aksine o mesafeyi bilinçli olarak ihlal ediyor. Tetikleyici, sarsıcı ve rahatsız edici — ama tam da bu yüzden sahici.
Okur kalın...