Bazı kasabalar vardır; sessizliği huzurdan değil, sır saklamaktan gelir. Yazlıkçılar’da Purity tam olarak böyle bir yer. Adı saflığı çağrıştırsa da, gölün üzerinde dolaşan sis aslında geçmişin üstünü örten ince bir kefen gibi… Tess Gerritsen daha ilk sayfalardan bu huzursuzluğu okurun içine usulca bırakıyor.
Emekli CIA ajanı Maggie Bird, emekliliğin sessizliğine sığınmış gibi görünse de, sezgileri hâlâ tetikte. Çünkü bazı suçlar bitmez; bazı karanlıklar insanın peşini emeklilikte bile bırakmaz. Genç bir kızın kayboluşu ve ardından gölde bulunan iskeletle birlikte Purity’nin kusursuz yüzü çatlamaya başlıyor. Şüphe, kasabada yüksek sesle konuşulmayan ama herkesin hissettiği sinsice bir varlık gibi dolaşıyor.
Bu kitapta beni en çok etkileyen şey; gerilimin bağırarak değil, fısıldayarak ilerlemesi oldu. Maggie’nin komşusuna duyduğu şüphe, geçmişte öğrendiği bir gerçekliğe dayanıyor: Masumiyet çoğu zaman en iyi kamuflajdır. Gerritsen, sessizlikten gelen çığlığı, gölün altında bekleyen günahları ve karakterlerin geçmişleriyle yüzleşmesini ustalıkla bir araya getiriyor.
Yazlıkçılar, sadece bir kayıp vakasının değil; bastırılmış anıların, yarım kalmış hesapların ve zamanında yanlış yerde bulunan hayatların hikâyesi. Yavaş yavaş koyulaşan, içine çeken ve sonunda insanı kendi sessizliğiyle baş başa bırakan bir gerilim…