·376 syf.····Okunma: 08 Ocak 2026 10:58 Sunho 1 bölgede yıllar önce kapanmış olan eski bir mitril fabrikasının yanında hiçbir şey hatırlamaz bir şekilde uyanmıştı. Hatırladığı tek şey adı bir abisinin olduğu ve bir orduya mensup asker olduğuydu. Artık tek hedefi abisini yeniden bulmaktı. Ayrıca uyandığında karanlıkta görme yeteneği, dayanıklılığı ve hızlı iyileşmesi gibi onu diğer insanlardan ayıran güçlere sahip olduğunu fark etmişti. Ren ise ailesi saydığı insanlarla birlikte köy köy dolaşarak gösteriler yapan, hayata sanatıyla tutunan bir genç kızımız. Bir gün iblis saldırısı her şeyi altüst etmişti.Ren’in 'Küçük dayı' diye hitap ettiği ailedi bildiği kişi ağır yaralandı. Onu iyileştirebilmek için Ren, umutla ve korkuyla dağların ötesine doğru bir yolculuğa çıktı. . İşte bu yolculukta, kader Sunho ile Ren’i aynı yola sürükledi. Sunho bu yolculuğa bir pazarlık sonucu çıkmıştı. Dağların ötesinde görünen ışığın kaynağını getirecek ve abisinin yerini öğrenecekti. Ren’in aradığı kız olduğunu başta bilmiyordu. Malum Ren yüzünü bir maskenin arkasına saklayarak yaşıyordu. Ren de Sunho'nun kanının mavi oldugunu görünce 'Küçük Dayı'ya yardımcı olabileceğini düşündü. Bu sebeple aynı amaç, aynı çaresizlik onları yan yana yürümeye zorlamıştı.
Birazda kurulan evrenden bahsetmek istiyorum. Gerçekten o kadar iyiydi ki ne desem eksik kalacak. Yeraltı dünyası cehennem değildi. Daha çok ışığın az olduğu, güneşin nadiren göründüğü karanlık bir yer olarak tasvir edilmişti. Yüzen Dünya ise gökyüzünde asılı duran, masalsı bir ülke gibiydi. Uçan gemiler, teknolojiyle harmanlanmış eski Kore esintileri, gökyüzünde süzülen yapılar ile anlatılması güzeldi. Yaratılan evren o kadar canlı ve özenli ki içine çekilmemek imkânsız gibiydi. Hani beni bıraksalar süzülür giderim. Yahu cidden bu #fantastik yazarların kafası çok aykırı çalışıyor. Sunho ve Ren arasındaki ilişki ise aceleye getirilmemiş, yavaş ama derin ilerliyordu. Özellikle Sunho’nun içindeki iblisle mücadelesi ve Ren’in taşıdığı ışık gücü, onların duygusal bağını daha da anlamlı kılıyordu.
Romantizm ön planda değildi ve bence tam yerinde, kalpte iz bırakacak şekilde vardı. Tempoda yer yer sakin anlar olsa da bu sakinlik hikayenin ruhunu besliyor gibiydi. Iki 17 yaşında çocuğun ki bence çocuğun bu kadar derin yaralarla hayatta kalma mücadelesi beni nedense çok hüzünlendirdi. Ayrıca aklımda deli sorular ile devam kitabıni bekliyorum. Büyük #spoiler vermeden anlatabileceklerim bu kadar. Ancak her yaştan okuyucunun yine keyifle ve merakla okuyacağı bir kitap olduğunu da söylemek isterim!