Ahmet Muhtar savaş yorgunu bir Türk subayıdır. 1. Dünya savaşında cephe cephe dolaşmış, birçok badireden kıl payı kurtulmuş, birçok arkadaşını kaybetmiş ve birçok kez de yaralanmış biridir. Savaşın tüm stresi, yorgunluğu üstüne bir de savaşın kaybedilmesi, Ahmet Muhtar da derin bir ruhsal çöküntü yaratmıştır.
Ahmet Muhtar’ın savaş sonrası amaçsız kalması üstüne üstlük parasız da kalması nefretini yöneltecek bir hedef aramasına sebep olmuştur. Bu hedef de savaş girilmesine ve birtakım plansızlıklar sebebiyle savaşın kaybedilmesine sebep olduğunu düşündüğü İttihat ve Terakki cemiyeti olmuştur. Zira savaşın tüm cefasını Ahmet Muhtar gibi askerler çekerken İttihatçı elitler savaş sonrası Avrupa’ya kaçıp savaş sonrası buhrandan hiç etkilenmemişlerdir.
Tepkilidir Ahmet Muhtar. Bir yandan yeni bir mücadele filizlenirken diğer tarafta işgal güçleri İstanbul’daki tüm gücü ellerine almış, onlara yakın olanlar ise müreffeh bir şekilde yaşamaktadırlar. Ahmet Muhtar için karar anı yaklaşmaktadır. Ya milli mücadeleye katılacak ya da hain damgası yiyip işgal güçlerinin tarafında yer alacaktır.
Kitap oldukça tempolu. Birçok taraf var kitapta. Mesela İngiliz işgal güçleri bile kendi aralarında ikiye bölünmüş durumda. Kimin kime çalıştığı kitabın sonunda ortaya çıkıyor. Dolayısıyla iyi bir casusluk kitabı da diyebiliriz bu roman için.
Bu arada
Furkan Bozdağ görüşüne katılıyorum. Bu romanın ileride filmi çekilebilir.