Ömrüm Boyunca Düştüğüm benim için bir şiir kitabından çok, sessizce açılmış bir defter gibiydi. Okurken “başkasının yazdıkları”yla değil, kendi içimde uzun zamandır dokunmadığım yerlerle karşılaştım. Bu kitap beni şaşırtmadı; aksine tanıdık geldi. Çünkü bazı şiirler vardır, ilk kez okuyorsun sanırsın ama sanki yıllardır içindeymiş gibi durur. Bu kitap tam olarak öyle.
Hocamın şiirlerinde yüksek ses yok. Ama eksiklik çok. Yarım kalmışlık, söylenememiş cümleler, içe atılmış duygular… Ben bu şiirlerde bağıran bir acıdan çok, susmayı öğrenmiş bir kırgınlık gördüm. Belki de bu yüzden bana bu kadar yaklaştı. Çünkü bazen insan en çok, konuşamayan duygularında kendini buluyor.
Kitabın adı bile başlı başına bir hâl: düştüğüm. Bu düşüş bir çöküş değil; daha çok hayata kapılarak, birine inanarak, bir duygunun içine fazla girerek yaşanan bir düşme. Ben bu kelimeyi okurken kendi düşmelerimi düşündüm. Nerede fazla durdum, nerede susmayı seçtim, nerede geç kaldım… Şiirler bana bunları sordurdu, cevap vermeye zorlamadan.
Bu kitapta aşk da var ama bildiğimiz gibi değil. Daha çok yaşanamamış, yarım bırakılmış, belki de bilerek eksik tutulmuş bir aşk. Şiirler sevmenin coşkusundan çok, sevememenin ağırlığını taşıyor. Yanında olup da uzak kalmanın, söyleyip de söyleyememenin hissi sık sık karşıma çıktı. Okurken “ben de böyle hissetmiştim” dediğim yerler oldu ve o anlarda kitapla aramda tuhaf bir yakınlık kuruldu.
Bilmem belki de ben fazla düşünüyorum.Sadece okuyup geçememiz mi lazım?
Elimde değil okudukça dönüyorum.
Kitap bittikten sonra düştüğünüz yerleri daha net görüceksiniz.
Mutlaka okuyun.Kalemine bereket.Vesellam:) Yavuz BalıÖmrüm Boyunca Düştüğüm