Howard W. Campbell Jr. kendini “aslında” bir Amerikan ajanı olarak tanımlar. İç dünyasında doğru tarafta olduğuna inanır.
Ama Vonnegut şunu sorar:
İnsan kendine anlattığı hikâye midir?
Yoksa başkalarının ondan gördüğü şey mi?
Campbell’ın sözleri milyonlara ulaşır, antisemitizmi besler, nefreti meşrulaştırır. İç niyeti ne olursa olsun, dünyada bıraktığı etki gerçektir. Roman bu noktada niyeti değil, sonucu merkeze alır.
“Biz, ne yapıyorsak oyuz.”
Romanın ahlaki omurgası budur.
Psikolojik açıdan okunduğunda Gece Ana, bir casusluk ya da savaş romanından çok, uzun süreli rol yapmanın benliği nasıl parçaladığına dair klinik değeri olan bir metindir. Vonnegut neredeyse farkında olmadan, bugün psikolojide adlandırdığımız birçok süreci edebi olarak görünür kılar.
Campbell’ın anlatımındaki duygusal mesafe, klasik bir dissosiyatif savunma örneğidir:Duygular anlatılır ama hissedilmez,suçlar aktarılır ama sahiplenilmez,ölüm betimlenir ama yas yoktur.
Bu, travma literatüründe “duygusal uyuşma (emotional numbing)” olarak tanımlanır.
Savaşın dehşetiyle başa çıkmanın bedeli, duyguya erişimin kapanmasıdır.
Alıntıda geçen:
“Hiçbir şeyi arzulamamayı öğretmiştim kendime.”
cümlesi, tam olarak anhedoni tanımıdır.
Roman boyunca Campbell çok şey kaybetmiştir:Ülkesini, ahlaki konumunu,karısını,kendine dair anlatıyı…Ama bunların hiçbiri için yas tutulmaz.
Tutulmayan yas, duygu olarak değil,hareket edememe olarak çıkar karşımıza.
“Çakılı kalmak” bu yüzden çok isabetli bir imgedir.