6/10
·144 syf.··
2025 57. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 16 Aralık 2025 22:45
Baek Se-hee. Benden yalnızca bir yaş büyük. Yazarın bu kitabını ilk gördüğümde sürekli beni ziyaret eden anksiyeteyle karışık çılgın bir depresyon hâlini geride bırakıyordum (yine). İsmini görür görmez de elbette kitapla bağ kurdum: Ölmek İstiyorum ama Tteokbokki de Yemek İstiyorum. Kitap, yazarın on yıl süren psikiyatrist ziyaretlerinin bir kısmına ışık tutuyor. Elbette ilgimi çok çekti ve kütüphanemde zibilyon tane okunmayı bekleyen kitap olmasına, borç ödemekten kırılıyor olmama rağmen bunu hemen aldım. Hatta üniversiteden yakın arkadaşıma da aldım ama o çoktan okumuştu. Onla içe dönmelerimiz çoktur, en çok o geldi aklıma zaten gördüğümde de okurken de. Yazarın kitaba bir giriş bölümü yazmış olması beni sevindirdi. Okuru yazara biraz daha yakınlaştırıyor ki kendi tecrübelerini anlatacağı için bu çok önemliydi. Zira tüm o sevilmeme korkusuna rağmen kendini bu denli kötü gösterecek tüm iç dünyasını cesurca paylaşabilmiş. Ben uzun süre başkaları bulup okur diye günlüklerime sadece iyi olan yanlarımı, herkesçe bilinen hatalarımı ve korkularımı yazardım, sonra yazamadığım onca şey boğazımda düğüm olurdu da o anlattıklarımı da anlatmaktan vazgeçer ve günlüğü bir kenara atardım. Bu yüzden blogumun ismi ve Instagram’daki kullanıcı adım “içimdebirşeysaklı”. Hâlâ kimselere göstermediğim, beni epeyce de yalnız hissettiren tonla şey var. Siz sadece size izin verilen kadarını görüyorsunuz. Belki de bu yüzden bu kitaptan bu kadar etkilenmişimdir. Kitaba ve karaktere bayılmasam da onun kendini olduğu gibi sunma cesaretini takdir ediyorum. Belki de bu onun son denemesiydi, bilemiyorum. Belki de bu cesaret onun çaresizliğinden, artık seçeneksiz kalmaktan ileri geliyordu. Toplum olarak yaşadığımız için birbirimizden sorumlu olduğumuzu düşünmeden edemiyorum. Birbirimizi iyileştirmek ve daha sağlıklı bir atmosfer yaratmak durumundayız. Dolayısıyla “yazarın ölümü” de -diğer pek çok şeyde olduğu gibi- bize yazar. Bu, sevmediğim bir karakterle empati kurabildiğim belki de ilk kitaptır. Kitabı da o kadar çok sevmediğim hâlde beni inanılmaz etkiledi. Bir hayalet gibi zihnimin içine yerleşti kaldı, ara ara oralarda gezinip beni huzursuz etti. Hatta kitabı okuyalı çok olmasına rağmen yorumu yazabilecek motivasyonu ancak bulabildim. Yalnız bu kitabın üzerimdeki etkisi geçmiş değil. Etrafıma yeniden bakıyorum bu sayede. Eleştirdiğimiz yanları olan insanların iç dünyasında neler yaşadığını ve ne gibi savaşlar verdiğini düşünüp duruyorum. Hoşlanmadığım yanlarından dolayı aramıza mesafe koyduğum insanları da öyle. Bir yerlerde birilerinin iyileşmeye çalışıp durduğu ve en ufak bir gelişme gösterdiği süreçte çevreden aldığı tepkilerle nasıl geriye düştüğünü düşündükçe delirecek gibi oluyorum. Böyle yaparak toplumun iyileşmesini de yavaşlatıyoruz aslında. Sevgiyle ve anlayışla yaklaşmayı, iyileşmeye çalışıp çalışmadığını düşünmeden saldırmaya ne zaman tercih ederiz acaba? Belki de hiç etmeyiz, bilemiyorum. Yazarın ölmüş olması da sanırım beni çok etkiledi. Başarısız olduğumuzu hissettim toplum olarak. Ölüm nedeni açıklanmadı ama intiharsa bu kadar dile çevrilen kitaplarından sonra hâlâ iyileşememiş demek ki. Bu kitapta altını çizdiğim ilk kısım şuydu: Benim gibi hisseden başkalarını bulma ihtiyacım vardı. O yüzden böyle insanları öylece aramak yerine, böyle insanların aradığı kişi olmaya karar verdim; elimi yukarı kaldırıp buradayım diye bağırırdım böylece belki birileri el salladığımı fark eder, bende kendilerini görür ve yanıma gelir, biz de birbirimizin varlığıyla rahatlayabiliriz diye umuyordum. İnsan herkese ulaşıp da nasıl kendini görünür kılamaz, nasıl olur da buna rağmen iyileşemez? Aklım almıyor. Ayrıca psikiyatristin yaklaşımı da beni paramparça etti. Satırları okurken dönüp tekrar bakma ihtiyacı hissettim. “Acaba ben mi ön yargılı yaklaşıyorum yoksa bu doktor hakikaten kötü bir yaklaşım mı sergiliyor?” diye düşünüp durdum. “Alanda uzman kişilerin bu konuda ne dediklerine mutlaka bakacağım,” diye diye okumaya devam ettim. Bir de, “Yazar kendi bakış açısını yansıtmak istemiştir,” diye düşündüm. Yani psikiyatristi o kadar veya öyle duyduğunu göstermek adına bunu yapmıştır ve pek çok şeye kulaklarını kapattığı için psikiyatrist böyle görünüyordur. Ancak ilerledikçe aslında seansları ses kaydına aldığını ve bunları bu sayede aktarabildiğini okuduğumda psikiyatristin bu vakada ne kadar başarısız olduğunu artık kabul etmek zorunda kaldım. Zaten kitabın son bölümünde de psikiyatristin bir öz eleştirisi var. Bu kitabı okuyan uzmanlar bu konuda yorumlarını iletirlerse büyük bir minnetle okurum. Psikiyatristin yaklaşımının yazarın ruhsal durumunun ilerleyişinde bir etkisi var mıydı? Başka birine hatta birden fazla doktora gitseydi şu an her şey daha başka olur muydu? Gelelim kitabı neden sevemediğime. Yazarın -yukarıda da alıntıladığım gibi- bahsettiği amacına bakınca metni yetersiz buldum. On yıllık bir sürecin hangi kısmını okuduğumuzu anlamıyoruz. Yazarın gelişmelerini de görmek pek mümkün değil. Üstelik seansları ses kaydına alıyor olması ona avantaj sağlamışken bunu başaramaması üzücü. Belki de metnin bu kadar kopuk olmasının nedeni yazarın bazı şeyleri saklamak istemesi değildir. Zaten sanki son çare gibi gördüğünü düşündüğüm bu yola girerken pek çok şeyi göze almıştır herhâlde. Ancak editöryel süreçte kısaltılmış olabilir veya gerekli izinleri alamamıştır. Paylaşılmayan kısımların toplumdaki yansımalarından endişe edilmiş de olabilir. Şu anki hâliyle bile intihara özendirdiği, intiharı güzellediğinden bahsediliyor -ki ben intihar konusundaki düşüncesine sonuna kadar katılıyorum. Şöyle diyor: Arkada kalanların üzüntüsünü hayal etmek mümkün değil ama hayat insana ölümden daha çok acı çektiriyorsa, hayatlarına son verme kararlarına saygı duymamız gerekmez mi? Yaşamanın güzellemesi yapılırken ve bizler içinde bunca acı çekerken, tonla acıya tanık olurken neden intiharın güzellemesi yapılmasın? Zaten bence güzellemeden öte kendi düşüncesini paylaşmış. İkinci kitabı henüz okumadım ama devam kitabı olacağı baştan belliyse terapiye başladığı kısımdan kronolojik olarak ilerleyip faydalı olabilecek bölümleri paylaşabilirdi. Doğrudan diyalogları paylaşamadığı yerde o kısmı anlatan ama bazı özel durumları gizleyen anlatıcı bölümleri eklenebilirdi. Böylelikle bu kopukluk hissi olmazdı ve biz de karakterin/yazarın ilerleyişini görebilirdik. Şu anki hâliyle okurken seksek oynuyormuşum gibi hissettim. Psikiyatristin ve yazarın en kötü temsilleri özellikle seçilmiş ve diğer konuşmalar metinden dışlanmış gibi göründü gözüme. Özellikle tercih edilmediyse kitabın eksiklikleri editör önerileriyle giderilebilirdi. Deneyip denemediklerini bilmiyorum ama yazarın kitabın sonuyla ilgili düşüncelerine bakınca editörün yazarla birebir iletişimde sorunlar yaşamış olabileceğini de düşünmedim değil. Ruh hâlinin değişkenliğini de hesaba katarsak revizyonlara sağlıklı dönüş yapamamış olabilir ve editör de yazarın içinde bulunduğu duruma kötü etki etmemek adına ısrarcı olmamış olabilir. Çalıştığı yayınevi bastıysa tanıdık oldukları için profesyonel bir süreç yürütmekte zorlanmış da olabilirler. Kitapta iyi olan şeylerden biri sonda psikiyatristin yazdığı bölüm oldu. Kitabı aldığımda yazar henüz hayattaydı ama ben ancak o öldükten sonra okuyabildim kitabı. Dolayısıyla ekstra canım sıkıldı psikiyatristin durumu bu kadar kötü yönetmesine. O bölüm sayesinde en azından hata yaptığını kabul ettiğini görmek bana da iyi geldi. Ancak bu, o insanın başka yardım almasına engel olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bir uzmana güvenip kendini teslim etti. Zaten o kararı alıp o kapıdan girmek ve bu ikna sürecini her seans günü yaşamak zor. Dolayısıyla on yıl boyunca fayda görmemiş olduğunu düşünmek benim canımı hâlâ sıkıyor. Burada paylaşılan kadarını biliyoruz aslında. Belki de yazar, psikiyatristin ona iyi gelmediğini fark ettiği için -ki bitişe doğru öyle düşündüğünü de hissediyorum, sanki kendi kabuğuna çekilmiş gibi geldi- sadece bu kısımları paylaşıp onun gibi yanlış psikiyatrist veya psikolog ile zaman kaybedenlere yardımcı olmak istemiştir. Terapiye devam etmediğini düşündüğüm bölümü okuduktan sonra neler yaptığını çok merak ettim. Bu yüzden son sayfalardaki başlıkları yazdığı için memnunum. Biraz o arzu ettiği “mutlu sonu” vermek adına -biraz da girişte kendine yüklediği misyonun verdiği sorumluluk duygusuyla- o başlıkları yazdığını düşünüyorum. Seanslarını okurken de “Tamam,” dediği şeyleri ne derece yaptığından şüpheliydim. Danışmanıyla olan iletişiminde çok edilgen olması da beni rahatsız etti. Rahatsız etmesinin sebebi de okura vadettiği şeyi veremiyor olmasıydı. Yani terapiden aldıklarının veya alamadıklarının günlük yaşamındaki yansımasını bize pek göstermiyordu. O da bunu fark etmiş olacak ki son bölümleri yazma gereği duymuş. Kitap hakkında yapılan yorumlara şöyle bir baktım da çeviriyi beğenmeyenler olmuş. Bence çeviri kötü değildi. Daha ziyade editör okumasında gözden kaçanlar olduğunu veya eksik yapıldığını söyleyebilirim. Devrik cümlelere takılanlar olmuş. Devrik cümle bozuk değildir, bunun varlığının hâlâ kabul edilmediğini görmek beni şaşırtıyor. Yalnız yazım ve noktalamada beni rahatsız eden şeyler vardı. Cümle düşüklükleri de gördüm. Tekrar basım olacağı zaman bir kez daha okuması yapılırsa iyi olur. Not: Bu kitabın bir PR kandırmacası olduğu fikrine katılmıyorum. Çoksatan olmasının sebebi bence bizde uyandırdığı duygular. Kitabı beğenmesem de bende bir etki bıraktı. Bu da kitabı sattırır arkadaşlar.
Ölmek İstiyorum ama Tteokbokki de Yemek İstiyorumBaek Se-hee · Nova Kitap · 20248,5bin okunma
·
55 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.