Sicim Krallık serisinin devamı olarak aksiyonun minimumda olduğu, daha çok yeni yüzlerle tanıştığımız, sırların açığa çıktığı ara kitap niteliğinde bir hikayesi vardı. Dolayısıyla akışı çok ilerletecek bir olay yoktu. Buna rağmen sürükleyiciliği tam gaz devam ediyordu. Bunu da yazarın geliştirdiği anlatım biçimine yoruyorum. Gerçekten hiçbir sayfasını bile sıkılmadan okuyabildiğim nadir kitaplardan biri oldu.
Betimlemeler açık ve sade, karakterlerin yapısı oldukça derindi. Neredeyse her karakter için ayrı bir hüzün duyacağınız kadar hem de. Çünkü hikayedeki herkesin kendi çapında acıları vardı ve ister istemez etkisini üzerinizde hissettirmeye başlıyordu. Bu açıdan da yazarın duyguları müthiş bir biçimde aktarabildiğini düşünüyorum. Bir çoğumuzun favorisi olduğunu düşündüğüm ejderhalar, binek olarak kullanılan yırtıcı kuşlar bulunuyordu. Çok fazla bahsedilmese de betimlemelerini görmek hoştu. Diğer kitaplarda umarım daha çok görebilirim (✿ ♡‿♡)
Hikaye iki farklı karakter üzerinden aktarılıyordu. Bu iki karakter de haliyle birbirlerinden ayrı mekanlarda bulunuyordu. Ana karakterimiz Alize bu kitapta daha çok üstlenmesi gerektiği önemli rolünü sorguluyor ve yapması gereken mecburi seçimlerden kaçış yolu arıyor, bu süreç içerisinde de kendisinden saklanan gerçekleri yavaş yavaş öğreniyordu. Kamran'ın ise yaşadığı trajediler ve kendi içinde olayları çözümlemeye çalışması, çok geçmeden kendine oldukça samimi bir ekip kurması, aslında onun istemese de dostlara ne kadar ihtiyacı olduğunu çok net şekilde vurguluyordu. Ne de olsa acı paylaştıkça azalır ♡
Hikayeye yeni katılan Cyrus karakterinin ana karakter olacağını önceden sezememiştim ama belli ki ana erkek karakterimiz artık Cyrus olacak. Alize ile içinde bulunduğu zoraki birliktelik mevzusu yüzünden kendisini başta çok sevememiş olmama rağmen hikayenin ilerleyen bölümlerinde kendisinin yaşadığı zorlukları, asıl amacını ve Alize'ye olan bağlılığını fark edince Cyrus'un bu rolde olmasının çok daha iyi olacağını düşündüm şahsen.
Hikayeye yeni bir erkek karakterin dahil olmasıyla akla gelen ilk düşünce haliyle aşk üçgeni meselesi oluyor fakat bu kitapta çok net bir şekilde aşk üçgeni yoktu aslında. Çünkü bir karakter bambaşka bir yerde ve kendi dertleriyle meşgul, dolayısıyla iki erkek arasında bir rekabet yok. Alize ise ilk kitapta tanıdığımız Kamran'la olan ilişkisini her ne kadar aralarında yaşanmışlıkları olsa da kendisini kabul etmediğini söylüyor. Böylelikle Kamran'la ilişkisini bir kenara atmış oluyordu. Kamran'ın Alize'yi bir zamanlar evlenecek kadar sevdiği gerçeğini de değiştirmiyor bu tabii ki. Öte yandan Alize ve Cyrus arasında yaşananlar, birbirlerinin en zor hallerini görmeleri ve yaşadıkları çekişmeler ile birlikte Alize gerçek aşkı Cyrus'la daha iyi anlamaya başlıyor. Bu kitapta bir şey söylemek için çok erken aslında çünkü hep arada bir anlaşmazlık söz konusu oluyor ve o nihai aşk durumu gerçekleşmiyordu. Kısacası en azından bu kitap için aşk üçgeni bulunuyor diyemem. Bir sonraki kitapta her şeyin netleşeceğine ise eminim (人 •͈ᴗ•͈)
Kısa bir kitap olduğu için hakkında konuşulabilecek çok bir şey yok aslında. Sadece şunu bilmenizi isterim ki her ne kadar genç yetişkin türünde bir seri olsa da kitabın kapağı kadar da pespembe bir hikaye değil. Spoiler vermeden anlatmak çok çok zor o yüzden saray maceraları okumayı sevenlere, o evrenin içinde kaybolmak isteyenlere bu seriyi şiddetle tavsiye ediyorum.