Bukowski’nin Aşk’ı sevmenin nasıl olması gerektiğini anlatmaz;
nasıl olamadığını anlatır.
Burada aşk romantik bir sığınak değil,
çoğu zaman insanın kendine çarptığı bir duvardır.
Bu kitapta sevgi temiz değildir.
Sarhoştur, dağınıktır, yanlış zamanlıdır.
Bukowski aşkı yüceltmez;
çıplak bırakır.
Ve insan, bu çıplaklıkta kendini tanımaktan kaçamaz.
Okurken şunu fark ediyorum:
Aşk burada bir kurtuluş değil,
dayanma biçimi.
Yalnızlıktan kaçmak için değil,
yalnızlığı daha derinden yaşamak için var sanki.
Bukowski’nin dili sert ama dürüst.
Süs yok, umut vaat eden cümleler yok.
Ama tam da bu yüzden gerçek.
Çünkü bazı aşklar güzel olduğu için değil,
kaçamadığımız için yaşanır.
Bu kitabı bitirdiğimde
aşka daha çok inanmış olmuyorum belki,
ama insanın kendine yalan söyleyişine
daha az tahammül eder hale geliyorum.
Bukowski aşkı anlatmıyor,
aşk yüzünden kim olduğumuzu gösteriyor.